Akşehir Kileci Mescidi'nin restorasyonu ve tamiratı nedeniyle çevresinde yapılan kazı ve duvar sıvalarının yıkılması bir çok tarihi bilginin gün ışığına çıkmasını sağladı.Kileci Mahallesi Mektep Sokak’ta olan Kileci Mescidi'nin kuzeydoğu köşesinde, yaklaşık 20 m uzaklıkta eski Cumhuriyet İlkokulu yeni adıyla Kent Müzesi binası bulunmaktadır. Irmak kenarında ve tarihi kale kalıntılarının yakınında olması burasının eski bir kutsal mekan olduğu görüntüsünü vermektedir.

,
Tarihi yerleşim yerlerinde görülen dini kutsal yerler, başka milletler tarafından o yer işgal edildiğinde çoğunlukla kendi dini mekanlarına dönüştürüldüğünü görmekteyiz. Yine çoğu kutsal dini ibadet yerlerinin yakınlarında ölülerini gömdükleri mezarlıklar vardır. Kileci Mescidi restorasyonunu ve tamiratını yapan taşeron ve ustalarla konuştuğumuzda mescid çevresinde yapılan kazılarda çeşitli büyüklüklerde küpler bulduklarını ancak içerisinde sadece küllerin olduğunu iddia etmişlerdir. Bu küllerinde yakılan ölülerin külleri olabileceği düşünülmektedir. Tarihi kaynaklar Hititlerin ölülerini yaktıklarını kayıt etmektedirler. Bu kaynaklara göre “Eskiçağlarda, ölülerin yakılması, yakılma işleminde özel törenler düzenlenmesi, Anadolu’da yaygın bir gelenekti. Hititlerde ölünün külleri kutsal sayılır, onlara karşı özel bir saygı gösterilirdi. Küllerin konduğu kap toprağa gömülürdü. Bu kaplar genellikle topraktan yapılmış küçük çömleklerdir (2)”
Kileci Mescidi, ilk yapıldığında üzeri kubbe ile örtülü kare şekilli bir plan şemasına sahipken tarihini bilemediğimiz bir depremde büyük hasar görmüş, daha sonrada bugünkü şekilde onarılmıştır (1). Yaptığımız incelemede duvarlarının devşirme taşlarla inşa edildiğini gördük. Binadaki bu devşirme taşların çok çeşitli olduğu ve değişik zamanlarda yapılmış binalardan büyük bir olasılıkla yakınındaki kaleden alınan taş, tuğla ve benzeri duvar malzemelerinin buraya getirilerek inşa edildiği anlaşılmaktadır. Bu işlemeli taşlar ve sütun başlıkları bu kutsal yerin bilinen tarihten çok önce yapıldığını orta koymaktadır.

Daha önceki tahminlere göre mescidin kitabesi olmadığından. G.Öney, yapının, kaynak göstermeden, A. Keykubat döneminde inşa edildiğini kabul ederken; M.Meinecke, bugün izlerini dahi göremediğimiz çinilere dayanarak 1220-1230 yılları arasında tarihlenebileceğini belirtir. İ.H.Konyalı, mescidin H.881/M.1476-1477 tarihli İlyazıcı defterinde adının geçtiğini tespit etmiştir (1).
Öncelikle Mescidin daha önceden bulunan kubbesini desteklemek amacıyla mescid ortasına konan sütunun alt kısmında kazı sonucu ortaya iki sütun başlığı çıkmıştır. En altta bir iyon sütun başlığı bulunmaktadır. Bu sütün başlıkları erken Roma dönemine aittir. Onun üzerine harika bir şekilde yapılmış bir Roma evresine ait bir Korint sütun başlığı yerleştirilmiştir. Yine son cemaat yerinin cephesinde dört silindirik sütün sıralanmaktadır. Birbirinden farklı şekil ve bezemeye sahip devşirme sütun başlıkları, büyük olasılıkla Bizans dönemine ait olmalıdırlar (1).

Tarihini bilemediğimiz bir depremde büyük hasar görmüş olan Kileci Mescidi o devirde onarılırken eski dönemlere ait üzerleri kabartmalı, süslemeli ve yazılı taşlar atılmamış gelişigüzel olarak duvarlara yerleştirilmiştir. Bu da atalarımızın sanat zevkinin bir mimari kalıntıyı hangi medeniyete, hangi kültüre ait olursa olsun zayi etmeme ve yine aslına uygun olarak bir başka eserde değerlendirme inceliğinin zarif emaresidir. Kazı ve duvar sıvalarının açılması sonucu duvar içerisinde çok miktarda oyarak yapılan desenli taşlar ortaya çıkmıştır. Özellikle yandaki mezar önünde bulunan çeşmenin iki yanındaki büyük kayaların soldakinin üzerinde kabartma ile bir kadın ile bir erkek figürü ve alt kısmında eski Roma yazıları bulunmaktadır. Yine çeşmenin sağ yanındaki büyük kaya üzerine oyarak yazılmış Roma yazıları vardır.
Kapı ve pencere üstleri sırlı tuğlalardan yapılmış sivri kemerlerle bezenmiştir. Yine cami harimlerinde, Müslümanların namaz kılacakları kıble yönünü belirleyen, kıble duvarına açılmış, cemaatle namazlarda imamın en önde durduğu yer olan mihrabın bulunduğu duvarın arka kısmında daha önceleri kapı olan ve kapatılan yerin üzerinde de bir kemer bulunmaktadır. Buradan yola çıkarak bu kutsal yapının Selçuklular zamanında mescide dönüştürüldüğünü anlıyoruz.

Arapların camiler için kullandıkları ve “secde edilecek yer” anlamına gelen “mescid” sözcüğü, Anadolu Türk Mimarisi’nde, minberi olmayan küçük mahalle camileri için kullanılmıştır. Yapılan araştırmalarda bu mescidlerin ilk örneklerinin 13. yüzyılın başına ait oldukları ve Konya, Akşehir gibi yerleşim merkezlerinde inşa edildikleri tespit edilmiştir (1). Bunlardan birisi de Kileci Mescidi'dir. Mescidin batısında değişik tarihleri gösteren iki mezar taşına sahip bir mezar bulunmaktadır. Ancak çevre kazılarını yapanlara göre burada birden fazla kıbleye doğru olan Müslüman mezarları bulunmaktadır.
Mescidin mihrabı niş şeklinde olup, zamanla değiştirilmiş ve orijinalliğini yitirmiştir. Mermer söveli ahşap kapı kanatları çift başlı kartal ve ejder başı motifleri ile bezenmiştir.

Anadolu Selçukluları tarafından mescid olarak kullanılırken yapılan düz yüzey derin oyma tekniği kullanılarak oluşturulan ahşap kanatlı kapı döneminin sanat şaheserlerinden biridir. Süslemede yazı ver bitkisel karakterli örnekler esas alınmıştır. Süslemeye geçilmeden önce her iki kanatın da yukarıdan aşağıya 3 dikdörtgen şeklindeki panoya ayrıldığı görülür.
Kanatları birleşim yerlerinde uzanan ahşap parçada bitkisel örneklerle bezenmiştir.
Kaynaklar:1- Demiralp, Yekta (1996) Akşehir ve Köylerindeki Türk Anıtları, Ankara Başbakanlık Basımevi Sayfa: 38-41
2- ”Geçmişten Günümüze Ölüm Adetleri ve Kemaliye Köyünde Ölüm” Bircan Kalaycı Durdu, Aydın Durdu, Türk Halk Kültürü Araştırmaları 1997, Ankara 1998, Kültür Bakanlığı HAGEM Yayınları
Pervasız Gazetesi, Yazı: Mehmet Koç, 03.10.2007