Piyale Paşa Camii'nin kitabı çıktı1573 yılında Denizci Piyale Paşa tarafından Mimar Sinan'a gemi şeklinde inşa ettirilen Piyale Paşa Camii, bundan dört yıl önce restorasyonu tamamlanarak ibadete açıldı. İhtişamıyla dikkat çeken tarihî caminin şimdi de Prof. Dr. M. Baha Tanman ve Prof. Dr. İdris Bostan tarafından restorasyon sürecinin hikâyesi kaleme alındı.
Tarihimizin en nadide eserlerinden biri olan Piyale Paşa Camii'nin 2005-2007 yıllarında restorasyonu yapıldı. Amaç, onu mahzun duruşundan kurtarıp, gelecek kuşaklara en güzel şekilde aktarmaktı. Restorasyon bitirildi, ancak iş sadece mimarî yapının tamamlanmasından ibaret değildi. Gelecekte bu esere bir şekilde eli değecek insanlara yol gösterecek yazılı bir kaynak bırakılmalıydı. Bunu amaç edinen Prof. Dr. M. Baha Tanman ve Prof. Dr. İdris Bostan, iki yıllık sürecin hikâyesini kaleme aldı.
Kitapta; Piyale Paşa'nın hayatı, caminin bulunduğu Kasımpaşa semti, Piyale Paşa Külliyesi'nin yerleşim düzeni ve mimarisi, cami ve türbede gerçekleştirilen restorasyon öncesi ve sonrasıyla ilgili bilgi ve görsel malzemeler yer alıyor. Caminin hikâyesine şöyle bir göz atalım:

Kaptan-ı Derya Mehmet Piyale Paşa, kırsal bir kesimi yerleşime açmak amacıyla camiyi Kasımpaşa'da yaptırmaya karar verir. Mimar Sinan'dan 'gemiye benzeyen cami' yapmasını ister. Bir de caminin ortasına bir minare... Bu minare, geminin yelken direğini temsil edecektir. Hazırlıklar başlar ve 1573'te Piyale Paşa Camii, Mimar Sinan'a yaptırılır. O yıllarda cami, medrese, tekke, sıbyan mektebi, türbe, çarşı, hamam ve sebilden kurulu bir külliye yaptırır ancak günümüze yalnızca cami ve türbe kalır. Yüksekten bakılınca gemiye benzeyen tarihî cami, Türkiye'deki tek 'paşa camisi' olma özelliğini taşıyor ayrıca. Peki, Piyale Paşa kim, caminin neden Kasımpaşa'da yapılmasına karar verildi, Mimar Sinan'ın eseri olan bu camiyi diğerlerinden ayıran özellikler neler?
Esaretten vezarete...Piyale Paşa, Macar asıllı bir ayakkabıcının oğlu olarak dünyaya gelir ve Tolna'nın fethi sırasında esir edilir. İlerleyen yıllarda da saraya alınır. Osmanlı İmparatorluğu'nun 16. yüzyılda görev yapmış en ünlü denizcilerinden biri olan Piyale Paşa, kaptanıderyalık görevindeyken hizmetlerinden dolayı vezirlik makamına yükselir.
Osmanlı İmparatorluğu zamanında, deniz tecrübesi olmayanların kaptanlık görevine getirilmesi yerine meslekten yetişen birinin bu göreve daha uygun olduğu prensibi tercih ediliyordu. Buna rağmen Piyale Paşa, bu görevi iyi bir şekilde yürütmüş ve Cerbe Deniz Savaşı başta olmak üzere pek çok zaferler kazanmıştır. Gerek kaptanlık görevi sırasında gerekse Kubbealtı veziriyken donanma komutanlığı görevine getirildiği Kıbrıs ve Akdeniz seferinde, deniz tarihinin en önemli kaptan paşalarından biri olduğunu göstermiş.
Dönemin en gözde semti KasımpaşaKasımpaşa, İstanbul'un fethinden önce Ayalonka adıyla anılıyordu ve Müslümanların gömüldüğü mezarlık haline getirilmişti. Evliya Çelebi, burada sahabeden bazı kişiler ve onların torunlarının yattığını söylüyor. Fatih Sultan Mehmet'in emriyle imarına başlanan Kasımpaşa, zaman içinde önemli bir kültür merkezi oldu. Cami, mescit, tekke ve dergâhları, çarşı ve sokaklarıyla zamanın önde gelen semtlerinden biri haline geldi. Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul'un nüfusunun artması üzerine padişahın emriyle Anadolu fatihi Kasım Paşa, Sakız fatihi Piyale Paşa ile Ferhat Paşa ve Ayas Paşa'nın çalışmalarının bunda payı büyük. Caminin böyle bir dönemde Kasımpaşa'da yapılması da kaçınılmazdı. Kasımpaşa, ismini de bu semtte camiyi yaptıran Kasım Paşa'dan aldı. Semtte, 1721'de büyük bir yangın çıktı ve bölge eski şöhretini kaybederek gitgide fakirleşti ve işçilerin semti haline geldi..
Tasarımı bilinenin dışındaPiyale Paşa Camii'nin alanı 2 bin 214, avlusuyla birlikte kapladığı alan da 22 bin 500 metrekare. Caminin temeli 1565'te atılmış, inşaat 1573'te tamamlanmış. Caminin planı, geleneksel çok ayaklı- kubbeli düzene, Mimar Sinan döneminde sıkça rastlanan iki katlı yan mahfillerin eklenmesiyle bilinenin dışına çıkar. Farklılık sadece kubbeleri taşıyan, ortadaki ağır taş ayakların gidip, yerlerine ince, uzun, granit sütunların getirilmesi değil, yan cephelerde sivri kemerli alınlıklarda yatıyor. Harimin üzeri eşit büyüklükte altı kubbeyle örtülü. İlk yapıldığı yıllarda Haliç'ten bir kanalla kayıklar camiye kadar gelebiliyormuş. Bu revaklar da o amaca uygun düşünülmüş. Fakat sonradan kanal kapanmış.
Zaman