Tarihî Mirgün Köşkü'ne 1 milyon 835 bin liralık RestorasyonBoğaziçi'nin en güzel ahşap evlerinden biri sayılan Emirgan'daki Mirgün Köşkü, İstanbul İl Özel Dairesi tarafından restore ediliyor.
Ressam Ahmet Mirgün tarafından 1985 yılında İstanbul Üniversitesi'ne bağışlanan köşkün restorasyonu 1 milyon 835 bin liraya mal olacak.
Geçen sene eylül ayında başlayan restorasyon çalışmalarının yakın zamanda bitirilmesi planlanıyor. Ressam Ahmet Mirgün tarafından 1985 yılında İstanbul Üniversitesi'ne bağışlanan Mirgün Köşkü, dantel gibi işlenen ahşap merdivenleri, balkon korkulukları, gökyüzüne açılan cihannüması ile Tanzimat dönemi mimarisinin nadide örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Köşkün 150 yıllık hikâyesini anlatan bir de belgesel filmi çekildi. "Seracem" ismi verilen belgesel de köşkün tarihi, mimarisi, çeşitli dönemlerdeki sahipleri, burada yetişen şahsiyetler, bulunduğu semt Boyacıköy ve Tanzimat'la birlikte Emirgan'da değişen yaşam tarzı yer alıyor.
KÖŞK, 150 YILLIK TARİHE SAHİPKöşke ismini veren, 1900'lü yıllarda burada yaşayan ressam Ahmet Mirgün. Köşke ait 1932 tarihli belgede köşkün sahibi, Hıdiv İsmail Paşa'nın torunu Mehmet Tahir Paşa görünüyor. Köşkü yaptıranlar da Boğaziçi'nin mimarisine şekil veren Hıdiv Ailesi. O dönemde Boğaziçi'ne birçok yalı yaptıran Hıdivler, Mirgün Köşkü gibi yaşadıkları mekânların hep ahşap olmasına özen göstermiş. Nedeni ise ahşap evlerin sahiplerinin fani olması, onlarla birlikte yaşlanıp ölmesi. Osmanlı'da bu görgüden hareketle kamusal yapılar taştan inşa edilirken, evler genellikle ahşaptan yapılırmış. Hıdivler gibi varlıklı ailelerin bile ahşap konutlarda oturması, bu görgünün Tanzimat döneminde devam ettiğinin bir göstergesi.
Misafirleri önce kapıdaki yazılar karşılıyor Mirgün Köşk'ü 1985'te İstanbul Üniversitesi'ne bağışlanmış. Şimdiyse 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında restorasyonu devam ediyor. 1850'lerde yapıldığı düşünülen köşk tamamen Tanzimat mimarisini yansıtıyor. Cihannüma'nın (her tarafı dışarıyı görmeye müsait, camlı çatı katı) oval pencereleri, köşkün dört bir yanındaki sadelik ve hatta pencerelerde kafes olmaması köşkün 1800'lü yıllara ait olduğunu gösteriyor. Osmanlı'da pencere dışına yapılan kafesler, Tanzimat dönemindeki dışa açılma ile mimariye de yansıyor.
Köşk; bodrum, zemin, üzerinde iki kat ve bir cihannümadan oluşuyor. Antreden sofaya açılan kapı kanatlarında 'Safa ile oturunuz efendim, buyurunuz efendim, safa geldiniz efendim" gibi yazılar misafirleri karşılıyor. Ayrıca alt katta bulunan oda Osmanlı'da misafire verilen önemin ve nezaketin göstergesi. Misafirler rahatlamaları için bu odaya alınıyor, üzerlerini değiştirmeleri ve duş almaları sağlanıyor.
Odalar genellikle kare planlı. Üst katlara çıkan iki merdiven mevcut. Bunlardan biri hizmetçiler, diğeri ev sahipleri için inşa edilmiş. Nedeni ev sahiplerinin bazı durumlarda, mahremiyet gereği hizmetçilere görünmeden yukarı çıkabilmelerini sağlamak. Ev halkının kullandığı merdivenin basamakları ve tırabzanında ahşap işçiliğinin nadide örnekleri var. İkinci katta Boğaz'ı gören balkonlu bir oda yer alıyor. Balkonun dantel gibi işlenen ahşap korkulukları göz alıcı. Üçüncü katta, 4 yanı oval pencerelerle kaplı, yalnızca gökyüzünün görüldüğü cihannüma bulunuyor. Burada çatı yıldız şeklinde tasarlanmış. Duvarlarda ise ahşap konsollar mevcut. Köşkün arka bahçesinde, yalnız duvarı kalmış, döneminin izlerini taşıyan bir çeşme var. Proje koordinatörü Dr. Metin Gürsan, restorasyon ile bu alana sarnıcın ve çeşmenin yer aldığı Osmanlı bahçesi yapılacağını söylüyor.
Zaman