Restorasyon Forum

Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Restorasyon Forum - Reklam Alanı

Gönderen Konu: Rum Yetimhanesi yetimden beter  (Okunma sayısı 5652 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

RestorasyonForum

  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 743
Rum Yetimhanesi yetimden beter
« : 11 Mayıs 2009, 04:05:21 »
Büyükada`daki Rum Yetimhanesi binasına ilişkin olarak Rum Patrikhanesi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü arasında yaklaşık 50 yıldır süren çekişme nihayet geçtiğimiz aylarda AİHM`nin yetimhanenin mülkiyetini Patrikhane`ye veren kararıyla sonuçlandı.



Ancak dava süreci henüz bitmiş değil. Ne var ki yarım yüzyıllık çekişme sırasında, tarihi ve kültürel bir değer olan dünyanın bu ikinci büyük ahşap binası tam bir harabeye dönüştü. Yeni Aktüel uzun yıllar gündeme salt hukuki ve siyasi bir haber olarak gelen ve içeri girilmesine izin verilmeyen Büyükada Rum Yetimhanesi`ni tamamen yok olmadan önce sizin için görüntüledi.



Hep bir siyasi haber niteliğinde oldu. Hep devletin Fener Rum Patrikhanesi`ne karşı bir hamlesi olarak görüldü... Oysa ortada önce 1964`te kapatılan bir azınlık yetimhanesi, ardından Osmanlı`dan intikal eden binlerce vakfın başına geldiği gibi bir vakfın varlığına el koyma meselesi ve o gün bugündür bir türlü hallolmayan hukuki çekişmenin sonunda, taşıdığı mimari özellikleriyle dünyada ilk sıralarda gelen ve kültürel bir miras olması gereken bir yapının adeta yok oluşuna seyirci kalmak vardı. Nihayet devlet ile Patrikhane arasında hiç bitmeyecekmiş zannedilen mesele AİHM tarafından karara bağlandı ama ortada neredeyse ne Rum kaldı, ne yetim, ne yetimhane` Bitmek bilmeyen idari işlemlerin ve müdahaleyi imkânsız kılan hukuki süreçlerin tabiatın tahribatına terk ettiği eşsiz Büyükada Rum Yetimhanesi binası artık hızla yok oluşa sürükleniyor. Tamamen yok olmadan önce sadece hukuki bir mesele gibi görülen bu binayı bir kez olsun içeriden görelim dedik ve yıllardır girilmesine izin verilmeyen binayı belki de çürümeden önce son kez görüntüledik.




TARİHİ VE KÜLTÜREL ENKAZ

Tarihi binanın içine girebilmek için Patrikhane`nin avukatı Kezban Hatemi aracı oluyor. Güneşli bir Pazar günü Kezban ve Hüseyin Hatemi ile birlikte Büyükada`ya geliyoruz. Fener Rum Patrikanesi`nden Diyakon (yardımcı papaz) Yuakim Billis`in de mihmandarlığında Büyükada Hıristos (Manastır) Tepesi`ne çıkıyoruz. 1898 yılında Fransız şirketinin otel olarak kullanılmak üzere inşa ettirdiği muhteşem yapı en son beş yıl önce gördüğümüz haliyle hatırlarımızda. Kötü durumdaydı ama kurtarılabilir düşüncesi uyandırıyordu. Ancak yaklaştıkça karşımıza çıkan manzara, mimarı Alexandre Vallaury`nin kemiklerini sızlatacak cinsten. Aradan geçen şu son birkaç yılın getirdiği tahribat belki de yetimhanenin son 50 yıllık metruk dönemine bedel.

Her şeyin alafrangalığa meylettiği bir dönemde bu topraklara ait bir stilde tasarlanan muazzam ahşap yapı her zamankinden bitkin ve yıkık. Kırık dökük de olsa zamanın tahribatına az çok perde olan çatının yerinde artık yeller esiyor. Fransızlar Osmanlı`dan gerekli izni alamayınca dönemin itibarlı Rum zenginlerinden Eleni Zarifi`nin desteğiyle Rum Patrikhanesi`ne alınan bu tarihi ve kültürel mirastan geriye kalan koca bir enkaz. Ancak bu durumun sorumlusu yağmur ve fırtınadan önce çivi çakmayı bile engellemiş olan hukuki süreç. Sultan Abdülhamid`in verdiği izinle 1902`de Patrikhane adına tescil edilen bir zamanların bu lüks yapısı, kapatıldığı 1964`ten bu yana geçen 44 senede sahipsiz kalarak enkazlaşmış.

Bir zamanlar Rum Yetimhanesi`ni barındırmış metruk binanın bekçiliğini yapan Erol Baytaş`ın rehberliğinde, Kezban ve Hüseyin Hatemi, Diyakon Yuakim Billis`le beraber yıkık dökük yetimhanenin uçsuz bucaksız izlenimi veren karanlık koridorlarına dalıyoruz. Çatı artık tamamen çöktüğü için yağmur suları zemin katlara kadar sızarak neredeyse tüm binayı çürütmüş. Çökmeye başlamış tavanlar, şişmiş duvarlar` Üstüne basmanın imkânsız hale geldiği parkeler çöküklerle dolu. Bu `dünyanın en büyük ahşap harabesi`nde, hangi tahtanın çürük olduğunu artık ezberlemiş Erol Baytaş`ın adımlarına uyarak kimi zaman duvar kenarlarından, kimi zaman zigzaglar çizerek dolaşabiliyoruz ancak. Yanlış bir adımda zemin parkesiyle beraber bir aşağı kata uçmamız işten bile değil.


TARİHİ YETİMHANE KOMADA

Her şeye rağmen devasa cüssesiyle bir zamanlar sahip olduğu ihtişamı hissettiren yetimhanenin `Avrupa`nın en büyük, dünyanınsa Japonya`nın Nara şehrinde bulunan Todaiji Tapınağı`nın ardından ikinci en büyük ahşap yapısı` unvanını daha ne kadar koruyabileceği meçhul. Binanın çukurlar ve çürük tahtalarla dolu zeminini dikkatle adımlayarak en gösterişli yeri Tiyatro Salonu`na doğru yol alırken, Prinkipo Palas olarak tasarlanan, sonra yetimhane ve bir okulu barındıran, I. Dünya Savaşı`nda askeri mektep olarak hizmet verip, ardından Rum göçmenleri barındıran, ardından da boşaltıldığı 1964`e kadar tekrar yetimhane olan bu kültürel değeri harabeye çeviren hukuki süreci Kezban Hatemi`den dinliyoruz: 1964 yılında yangın tehlikesi sebep gösterilerek boşaltılan yetimhane faaliyetini kaybediyor. Yetimhane Vakfı, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1997`de mazbut statüye alınıyor. İki yıl sonra ise Vakıflar, Patrikhane üzerine olan ve T.C. tarafından 1929`da resmen tanınan binanın mülkiyetinin iptali için dava açıyor. Prof. Hüseyin Hatemi`nin ifadesiyle `Padişah fermanı, tapu belgesi ve bağışa rağmen bu işlemler yapılıyor ve fermanın kazanılmış hak teşkil ettiği dikkate alınmıyor`. Bunun gerekçesi ise `Patrikhane`nin tüzel kişiliği yoktur, o halde mülkiyeti de olamaz`. Neticede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu yıl Haziran ayındaki kararıyla Patrikhane`nin mülkiyetini tanıyor. Davanın bundan sonraki seyrinin ne olabileceğini ise Diyakon Yuakim Billis anlatıyor: `Bir sonraki aşamada Patrikhane`ye verilecek tazminatın biçimi kararlaştırılacak`. Ancak bu aşamaya gelene kadar eli kolu bağlayan müdahalesizlik ahşap yetimhaneyi Kezban Hanım`ın ifadesiyle geri dönüşü zor bir `koma haline` çoktan sokmuş.

Giriş katındaki tiyatro salonuna varıyoruz. Çocukların bir zamanlar gösterilerini sergiledikleri salon kötü durumda olsa da hâlâ ihtişamını koruyor. Yuakim Billis açıklama ihtiyacı hissediyor: `Burası yalnızca bir yetimhane değildi. Aynı zamanda çocukların eğitim gördükleri bir eğitim kurumuydu`. Uzun yıllardır beklediği yetimhanenin hikâyesini iyice öğrenmiş Erol Baytaş giriyor söze: `Derslerin dışında çocuklar sanat ve zanaatler açısından da eğitilmiş; marangozluk, demircilik gibi branşlarda da eğitim verilmiş çocuklara`.

Ardından birinci katta bulunan yemekhane ve mutfağı görüyoruz. Bir zamanlar, bitlenmesinler diye kısacık kesilen saçlarıyla her biri aynı üniformayı taşıyan çocukların askeri disiplin içerisinden doldurdukları yemekhane, zamanın tahribatını büyük bir sükûnetle karşılıyor. Zeminindeki büyük çöküklere rağmen `Prinkipo Oteli` için tasarlandığını belli ediyor. Açık havalarda orada yemek yendiğini öğrendiğimiz Sedef Adası manzaralı teras ise eski günlerin cıvıltılarını aramaktan çoktan vazgeçmiş hâlde.

Çürük zeminin tuzaklarına düşmemeye gayret sarf ederek gezimizi sürdürürken Kezban Hatemi`den geçmişteki kimi kurtarma girişimlerini de dinliyoruz: `Patrikhane 90`ların başında tarihi binanın yok olmasını önlemek için Ferit Volkan ve Sıdıka Atalay öncülüğünde bir grup iş adamı ile anlaşıyor. Burayı aslına uygun restore edip, otel yapmak için kolları sıvıyorlar. Bu amaçla Büyük Ada Turizm A.Ş. kuruluyor. Ancak bu proje hükümet değişikliğiyle beraber iptal ediliyor ve yetimhane binasını ayakta tutabilmek adına son çaba da başarısızlığa mahkûm oluyor`




SÜTUNLARA YAZILAN HATIRALAR

Üst katlara çıkıldıkça manzara vahimleşmeye başlıyor. Yüzde 90 oranında çökmüş çatıya yaklaştıkça binanın üst katlarının artık normal bir restorasyonla kurtarılamayacağı açık seçik ortaya çıkıyor. Kimi odaların zeminleri tamamen çökmüş. Erol bizi dikkatli adımlarla artık olmayan çatıya kadar çıkarıyor. Sırtımızı duvara vererek usul adımlarla merdivenleri tırmanıyoruz. Binanın loşluğunda çürük basamakları sık sık tekrarlanan uyarılar eşliğinde çıkıyoruz. Yerle bir olmuş, kimi yerde çökmüş çatı kasnakları ve binlerce kırık Marsilya kiremitinin arasından gökyüzü açık seçik görülebiliyor. Nitekim bu sayede en üst kat çok daha aydınlık.

Çocuklar burayı terk etmeden önce ellerindeki kalemlerle sütunlara isimleriyle beraber geliş ve gidiş tarihlerini yazarak kendilerinden bir iz bırakmayı ihmal etmemişler. Neredeyse binadaki tüm sütunlarda Rumca karalanmış bir şeyler görmek mümkün. Üst katlardaki odalarda duvarlara ve sütunlara kurşun kalemlerle yazılmış Rumca yazıların içinden sadece 1906, 1939, 1963 gibi tarihleri çözebiliyoruz. O an içimizde tek Rumca bilen Diyakon Yuakim Billis`i aşağıda bıraktığımız için hayıflanıyoruz. Eski bir yetimhane sakininin Türkçe yazısını seçebiliyoruz: `Çocukluğumuz o kadar geride kaldı ki, gökyüzünün değişmemiş olması ne garip`.

Erol, yetimhanenin eski sakinlerinden hayatta olanların ara sıra çocukluklarının geçtiği bu yeri ziyarete gelenlerin az da olsa kaldığını söylüyor. 1964`te ayrılanlardan gelip de ziyaret edenler, çocukluk hatıralarını tazeleyenler çıkmış. Artık onların da sayıları giderek azalmış. Yetimhane sakinlerinin Avustralya`dan Kanada`ya, Amerika`dan Yunanistan`a kadar dünyanın her yerine dağıldıklarını öğreniyoruz.


NE PATRİKHANE NE DE VAKIFLAR YARARLANABİLİYOR


Mevcut durumda binadan ne Patrikhane ne de Vakıflar yararlanabiliyor. Üstelik binayı çürümekten kurtarabilmek adına yıllarca müdahale etmek mümkün

olmamış. Gezimize eşlik eden Prof. Dr. Hüseyin Hatemi `Çünkü bu dava kesin olarak sonuçlanmadan Patrikhane`nin kendi başına buraya müdahalesi yeni bir suç teşkil edebilir` diye açıklıyor bunun sebebini. Diyakon Billis ise Vakıflar Genel Müdürlüğü`nün `sadece yetimhaneye el koymadığını, yetimhane vakfıyla beraber buraya ait olan 14 akara da el koyduğunu` belirtmekte fayda görüyor.

Kurtarılırsa Adalar`ın çehresini değiştirebilecek tarihi yetimhane binası için Patrikhane`nin önerileri de var. Kezban Hanım müvekkili adına açık ve net konuşuyor: `Dava süreci bittikten sonra Patrikhane Başbakanlık`la görüşerek buranın kurtuluşu için işbirliği arayabilir. Mesela burası bir çevre vakfı haline getirebilir. Böyle güzel bir ortamda, bir çevre kültür merkezi haline getirilebilir. Çeşitli toplantılar ve diyalog toplantıları için merkez olabilir. Öncelikle cemaat ne istiyorsa o şekilde değerlendirilmeli` UNESCO`nun dikkati çekilip, yardım alınabilir` Çevre, sağlık amaçlı ya da kongre merkezi olarak değerlendirilebilir. Her şey yapılabilir. Ancak bu Patrikhane`nin inisiyatifinde ve işbirliği yapılarak olmalı. Buna Patrikhane de, Vakıf da, cemaat de hazır... Hep birlikte öldüreceğimize bu binayı yoğun bakımdan çıkarmamız gerekir, zira bu bina mevcut halde koma halinde.`

Hukuki temsilcisi sıfatıyla Hatemi`nin bu önerilerini Patrikhane`nin gayrıresmi önerileri olarak algılamak da mümkün. Ancak Kezban Hatemi eleştirisini de esirgemiyor: `Bu binanın yıllardır maruz bırakıldığı tutum her bakımdan katliamdır. Kültürel mirasın, dinin ve hukukun katlidir bu``.

Talihsiz dev yapıyı geride bırakıp dönüş yoluna koyulurken bu sözler kulaklarımızda yankılanmaya devam ediyor.


***
Ahşap karkas tarzında yan bölümlerde altı katlı, diğer kısımlarında ise beş katlı olarak 23 bin 255 metrekarelik bir alan içinde 105 x 35 metre ölçülerinde inşa edilmiş olan Büyükada Rum yetimhanesi Avrupa`nın en büyük, dünyanın ikinci büyük ahşap yapısı sayılıyor. 1898`de Bir Fransız şirketi tarafından otel olarak işletmek amacıyla inşa edilen ancak buna izin alınamayan yapı, 1902`de Eleni Zarifi tarafından 246 bin 650 İngiliz Sterlini`ne satın alınmış ve Sultan Abdülhamid`in verdiği izinle Patrikhane adına tescil edilmiş.

BİROL BİÇER

Kaynak : http://www.tumgazeteler.com Tarih : 9 Mayıs 2009 Cumartesi
Bu Foruma yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız. Üye olmayanlar Forumumuzda. Konu açamaz, Eklenti indiremez. Forumumuzu tam anlamıyla kullanmak için Üye olabilirsiniz..

 

* Bizi Takip Edin

Son Mesajlar

Mimar veya RESTORATÖR Gönderen: Kmc mimarlık
[Dün, 20:03:06]


Mimar Gönderen: MehmetRest.
[Dün, 17:38:40]


Düzeltme Teknik Personel hk. Gönderen: Vaka İnşaat Restorasyon
[Dün, 15:00:28]


Teknik Personel hk. Gönderen: Vaka İnşaat Restorasyon
[Dün, 14:54:52]


Eminönü Tarihi yapı tarihi yapı restorasyon projemizde çalışma arkadaşları arama Gönderen: STARCEPHE RESTORASYON
[12 Haziran 2026, 10:20:28]


İş arıyorum Gönderen: Kayabey.
[10 Haziran 2026, 22:23:56]

SimplePortal 2.3.7 © 2008-2026, SimplePortal