Restorasyon Forum

Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Restorasyon Forum - Reklam Alanı

Gönderen Konu: Dünya başkenti İstanbul için Ayasofya`nın yeni anlamı  (Okunma sayısı 2985 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

RestorasyonForum

  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 741
Ayasofya`nın bizim gençliğimiz için çok başka bir önemi vardır. Peygamberlerin yaptığı Kabe`den sonra, Allah adına yapılmış ve Kutsal Hikmet (=yani Tanrı) adıyla anılan bu yapı, gerçekten de Süleyman Mabedi(onun yerine yapılan Mescid-i Aksa) ve Mescid-i Nebevi`den sonra Semavi dinlere ait dünyanın en önemli mabedidir. O yüzden Fatih onu camiye çevirmiştir. Onun için pek çok şey söylenebilir, ama kısaca ifade etmek gerekirse; bizim için Fatih`in İstanbul`u fethinin sembolüdür; Batı Türklerinin dünya hâkimiyetindeki iddiasını temsil eder.


Bunun müzeye çevrilmesi, o dönemdeki dünya siyasî konjonktürüne karşı tarafsız olduğumuzun ifadesi durumundadır. Eğer bugün biz artık yaşadığımız dünyada söz sahibi olacaksak, 75 yıl önce, 1934 yılında alınan Bakanlar Kurulu Kararı`nı yeniden gözden geçirmeliyiz.


Bugün IMF`nin dayatmalarına boyun eğmeyeceğini söyleyen, Davos`un Batılı yöneticileriyle dünyaya İsrail Cumhurbaşkanı`nın hatasını yüzüne karşı söylemeyi öğreten bir Başbakanımız olduğuna göre, yaşadığımız dünyada olup bitenlere artık müdahale ediyoruz demektir. Böylece milli konularda monşer tavrı takınmayı reddeden bir yönetime doğru gidiyoruz.


Lozan`dan bu yana ezik ve kendi kararlarını kendi veremeyen yönetimlerden, `muktedir` ve güzel bir dünya için, herkesin iyiliğini isteyen bir yönetim anlayışına doğru gidiyoruz. Bunu dosta düşmana göstermenin, Hıristiyan ve İslâm dünyasının aynı derecede önem verdiği Ayasofya`nın mabet karakterini ön plana çıkararak kubbenin altında ibadet yapılmasını mümkün kılmak her bakımdan gerekli ve Dünya Başkenti İstanbul için çok önemli bir projedir.


Bunun böyle olduğunu ortaya koyacak ve Türkiye`nin bütün dünya önünde yüzünü ağartacak projeler gerekli. Çünkü bir mabette bir Allah`a inanan herkes ibadet yaparken, onun tarihi kimliği ve elbette ona ait antik eşyalar da bir müze titizliğiyle saklanabilmelidir. Bu yolda Ayasofya`ya ait, 13. yüzyılda Haçlı Seferleri sırasında yağmalanan Son Peygamber`den önceki Peygamberlere ait Mukaddes Emanetler de getirilip sergilenmelidir.


Ben bugün `Ayasofya açılmalı!` sloganından farklı önemli bir teklif ortaya koyuyorum:


Ayasofya, ibadete açılabilmesi için yeni bir statüye kavuşturularak hem müze, hem ibadethane, hem de kültür merkezi olarak faaliyet yapmalıdır. Bunun için Diyanet`in imkânı var.


Ayasofya hayata döndürülmeli, çünkü müze ölmüş kültürlerin sergi yeridir. Halbuki insanlığın kültür mirasında önemli bir yeri olan Ayasofya, iki dine mensup insanların ibadetine müsait bir yapıdır ve iki dinin mensupları için de önemli bir mabettir. Ayasofya`nın yan revakları ile üst katı resimlerle dolu olduğu için müze olarak kullanılır. Geniş portali ile buralar her türlü sergiye de müsaittir. Bugün harabe halindeki medresesi restore edilerek konferans ve başka kültür faaliyetleri için yeniden hizmete açılmalıdır. Diyanet bunun için hazırlıklı olmalı.


Bir de bu yeni statü ile birlikte şu yapılmalı: Kültür Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı`nın Ayasofya adına AİHM`de dava açarak buraya ait olduğu bilinen önceki Peygamberlere ait Mukaddes Emanetler`in getirtilmesi için gayret göstermeli. Ciddi bir çalışma yapılırsa, Ayasofya değişir ve bu eserler 2010 yılına kadar getirilir.


Ayasofya`nın kısa bir tarihçesi


Bugün Ayasofya`nın bulunduğu yerde daha önce de iki kilise yapılmış, ancak bunlar yangınla yok olmuşlardır. Bunlardan ilki dördüncü yüzyılda yapılmıştı, adı Büyük Kilise idi.  İkincisi yapılınca adı Kutsal Hikmet olarak değiştirildi ve Tanrı`ya adanmış oldu. Bunun yanması sonucu beşinci ve altıncı yüzyıllarda bu mabedi İustinianos yeniden inşa ettirmiştir.


İmparator İustinianos, Roma İmparatorluğu`nun eski siyasal bütünlüğünü sağlamaya çalışırken, görülmemiş büyüklükte bir kilise yaptırmaya girişir. Bunun için Matematikçi Trallesli Anthemius ile geometri bilgini Miletuslu İsidoros`u bu kilisenin mimarı planlarını yapmakla görevlendirir. Bina tamamlandıktan kısa süre sonra bir kısmı depremde çökünce, destek duvarları ve onarımlarla eski haline getirilir.


Yapımı süresince, imparatorluğun dört bir yanından esirler getirtilir ve yapımında 100 ustanın emrinde, 10.000 işçi çalışır. Binanın dış görünüşünden çok bina içinin etkileyiciliğine önem verilir. İmparatorların taç giyme törenleri, zafer kutlamaları hep burada gerçekleşir. 1200`lü yıllarda, Dördüncü Haçlı Seferleri sırasında şehir işgal edilince Ayasofya yağma edilir ve mabetteki bütün mukaddes emanetler de Avrupa`ya götürülür. Her biri başka yerdedir.


Fatih`in İstanbul`u fethinden sonra camiye çevrilen Ayasofya`ya minare, mihrap, minber gibi İslâmî ibadet unsurları eklenir. Büyük ve köklü bir restorasyonun yapılmasıyla Kanuni döneminde Mimar Sinan görevlendirilir ve bugünkü minareler de kubbeye destek yapılır.


Camiye çevrilen binanın kubbesi içine Allah, Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan ve Hüseyin levhaları asılır, her dönemde yeni şeyler ilave edilerek zenginleştirilir. Bu arada duvar ve kubbelerdeki resimlerle mozaiklerin üzerine çekilen badana, aynı zamanda bu resimler için de koruyucu işlevi görmüş olur. Bunlar kazınınca resimler aynen ortaya çıkar.


Tanrı`ya adanan Ayasofya, 916 yıl boyunca kilise olarak, 481 yıl boyunca da cami olarak kullanılır. Cumhuriyet`ten sonra da korunan bina, 1931-38 arasında restorasyon geçirirken, 1934 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile müzeye çevrilir ve 1935 yılından bu yana böyle hizmet görür. 1965 yılından bu yana Müslüman halk ile gençlik de camiye çevrilmesini ister.


Ayasofya`nın mahzun kaderi


Ayasofya`nın ibadete açılması için yapılan ilk gösterilerden bu yana yarım asra yakın bir zaman geçti. Görevdeki politikacılardan hiç kimse bu konudaki demokratik taleplere mantıklı ve inandırıcı bir cevap veremedi. Özal döneminde sadece Topkapı`nın girişine yakın bir kısmı ibadete açarak, haklı talepler için tam bir oyalama politikası güdülmüş oldu.


İlk kez 1965 yılında yapılan Ayasofya toplantılarının 44 yıldan beri çok büyük yankıları olmuş, ama küçük bir yeri namaz kılmaya ayırarak ezan okutmaktan başka bir sonucu olmamıştı. Geçtiğimiz yılın yaz aylarında Bakanlar Kurulu`na camiye çevrilmesi için müracaat eden gençlere cevap bile verilmemişti. Çünkü müze kararı Bakanlar Kurulu Kararı`dır.


Bu gençlerin son olarak yüksek yargı organlarından birine dava açma teşebbüsüne de, `Camilerin müze yapılmasında bir sakınca yoktur!` şeklinde bir cevap verilmişti. Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: İsmet İnönü hükümetinin iç ve dış şartlar önünde aldığı, Ayasofya`nın ibadete kapatılması kararı tam bir siyasî karardır ve bu da yeni bir Bakanlar Kurulu Kararı ile başka bir şekil alabilir. Bunun önemi tartışılamaz. O yüzden durum gözden geçirilmelidir.


Eğer bugün Ayasofya`nın ibadete açılması konusunda yeni bir karar alınamaz ve Dünya Başkenti İstanbul projesi içinde Ayasofya`nın statüsünde, restorasyonundan başka hiçbir değişiklik yapılamazsa, bunun da sembolik bir anlamı olduğu elbette düşünülecektir.


Eğer `Ayasofya`nın Mahzun Kaderi` değişmeyecek, Haçlı Seferleri döneminde yağmalanan Peygamberlere ait Mukaddes Emanetler`den sekiz yüzyıldan beri mahrum kaldığı gibi kalmaya devam edecek, 75 yıldan beri ölü antik kültürlerin mirası gibi görülecekse, bize yazık olur! Davos`tan sonra Türk siyasi hayatında ve dış politikasında hiçbir gelişme veya değiştirme olmayacak diye kehânette bulunan şom ağızlılar sevinir, monşerler haklı çıkarlar demektir. Ben böyle bir ihtimali pek de mümkün görmüyorum, o yüzden eski dostlardan umutvarım!


Bütün bunları, Üsküdar İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği`nin Davos`tan önce düşünüp Davos`tan sonra düzenlediği bir toplantıda yeniden ele aldık. Burada Ayasofya`nın ibadete açılmasından farklı olarak, Önceki Peygamberlere ait Mukaddes Emanetler`in yurda getirilmesi için 15 yıl önce TGRT Milletin Meclisi programında ilk kez dile getirdiğim teklifi de yeniledim. Geniş ilgi uyandıran bu teklifin üç boyutu var: Ayasofya hem müze, hem mabet ve hem de kültür merkezi olabilir... Zaten Osmanlı`da da bu karakteri dikkate alınarak korundu.


Bu toplantıda gençlerin dikkati çektiği bir hususu burada tekrarlamak istiyorum:


Kudüs işgal altında, ama Mescid-i Aksa`nın kubbesi altında ibadet yapılabiliyor. İstanbul işgal altında değil, ama Ayasofya`nın kubbesi altında ibadet yapılamıyor. Yazıklar olsun!..


Bu milletin mâkus talihi, inşallah Ayasofya`nın yeniden ibadete açılmasıyla değişir!..


Kaynak :  Milli Gazete / 2009-02-08
Bu Foruma yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız. Üye olmayanlar Forumumuzda. Konu açamaz, Eklenti indiremez. Forumumuzu tam anlamıyla kullanmak için Üye olabilirsiniz..

 

* Bizi Takip Edin

SimplePortal 2.3.7 © 2008-2024, SimplePortal