Merhaba

Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Reklam Alanı


Yanıt gönder

Kullanıcı Adı:
E-Posta:
Konu:
İleti Simgesi:

Doğrulama:
Resimde gördüğünüz harfleri giriniz
Harfleri dinle / Farklı bir resim göster

Resimde gördüğünüz harfleri giriniz:
Restorasyon kac harflidir ( Rakam yaziniz ):

kısayollar: göndermek için alt+s veya önizleme yapmak için alt+p\'ye basın


Konu Özeti

Gönderen: RestorasyonForum
« : 27 Ocak 2009, 23:26:01 »

İzmir tarih boyunca geçirdiği 1654, 1664 ve 1723 depremleri ve 1825 yangını nedeni ile yapılarının büyük çoğunluğu yok olmuştur. Günümüze gelebilen sivil mimari örneklerinin çoğu XIX. yüzyılın sonları ile XX. yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir. Bununla beraber İzmir’in sivil mimari örnekleri konusunda gezginlerin yazmış olduklarından ayrıntılı bilgi edinilmektedir. XVII. Yüzyılda kente gelen Evliya Çelebi İzmir’de yerleşimin kale sırtlarında ve ovada kıyı boyunca yayıldığını ve bu evlerin 2000 civarında olduğundan söz etmektedir. C.Texier daha ayrıntılı bilgi vermekte, İzmir’in sivil mimari örneklerinin ve devlet yapılarının mimari yönden çok fazla özellik taşımadığını, evlerin kaldırımlı dar sokaklar çevresinde kurulduğunu belirtmiştir. Ayrıca evlerin şahnişlerindeki üst kat pencerelerinin ve saçakların yakınlığının güneşi azalttığını da ileri sürmüştür.

Türk döneminde İzmir’de yerleşim daha çok Kadifekale’den denize doğru uzanan alanda olmuştur. Özellikle bu yerleşimler İzmir Kalesi dışındadır. Gezginlerin notlarında bu yerleşim ortaklaşa aynı sözcüklerle ifade edilmiştir:

“Kadifekale’nin bulunduğu tepeye yaslanan İzmir’in denizden görünüşü gerçekten çok güzeldir. Kıyı boyunca evler sıralanmıştır. Bu ev dizilerinin çıkıntılı balkonları, yeşil selvi ağaç kümelerinin ortasında camiler bulunmaktadır”.

General Moltke de “Eğer gökten bir avuç küçücük kırmızı ev, birkaç cami ve çeşme düşse imar planı bu şehirdekinden daha karmaşık olamazdı” demektedir.

İzmir’de 1845 yangınından sonra Sultan Abdülmecit bütün yangın yerlerinin yeniden düzenlenmesini istemiş ve şehir eskiye oranla daha düzgün bir şekilde yapılmıştır. Bu arada önceki şehrin dolambaçlı ve dar yolları düzeltilmiş ve bu tür şehircilik çalışmaları 1940 yılına kadar sürmüştür. Bu arada yeni açılan Fevzipaşa Bulvarı’nın Kadifekale yönündeki Türk mahalleleri değişmemiştir. XIX. yüzyılda sivil mimari yönünden önemli olan Türk mahalleleri Tilkilik, Namazgâh, Keçeciler, Çorakkapı, Mezarlıkbaşı, İkiçeşmelik, Selvili Mescit, Ballıkuyu, Arapfırını Sokağı ve Kemeraltı’nda bulunmaktadır. Bu mahallelerin hemen hepsi meyilli bir arazide kurulmuş, yapılanma da ona göre uygulanmıştır.

İzmir’in en eski evleri çoğunlukla iki katlıdır. Zemin katı depo işlevi için ayrılmış, oturma ve yatak odaları da ikinci kattadır. Bu evler de Anadolu’nun diğer bölgelerinde olduğu gibi geniş ve uzun hollerden meydana gelmiştir.

XIX. yüzyılda batılılaşma sürecine giren Osmanlı İmparatorluğu’nda sivil mimari de değişime uğramıştır. Bu dönemde Neo-Klasik üslup kentin hemen hemen tüm yapılarında uygulanmıştır. Ancak bu dönemde İzmir’in batılı tüccarların ve kolonilerin etkisi ile kıyı boyunda ticarete dönük bir yapılanmaya gidilmiştir. Bununla beraber yine de Göztepe, Karantina ve Karşıyaka’da kıyı boyunda evlerin yapıldığı da görülmüştür. XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başlarında Alsancak’a kadar uzanan Kordonboyu’nda iki ve üç katlı Neo-Klasik üslupta ticari yapılar ve Rum evleri sıralanmıştır. Şehrin Tilkilik ile Namazgâh semtlerinin birleştiği bölgede gelirleri yüksek olan Türk ve Musevi ailelerin konutları bulunmaktadır. Kentin orta tabaka insanları Namazgâh ile Tilkilik semtlerinin arkasına gelen bölgelerine, özellikle Mezarlık başına yerleşmişlerdir. Bunun yanı sıra Eşref Paşa ve İkiçeşmelik semtlerine de yine gelir düzeyleri düşük Müslüman aileler yerleşmişlerdir. Kentin Müslüman olan orta ve üst tabakası da Karantina, Göztepe ve Kokaryalı’daki dar sahil şeridi ile oraya kadar uzanan tepelerde konutlarını yapmışlardır. Bunlar yalı dizileri ve köşklerdir.

Bu dönemde İzmir’de yapılan sivil mimari örneklerinin çoğu yüksek avlu duvarlarının arkasında olup, bu duvarlar saçaklıdır. Bunların arkasındaki evlerin cepheleri cumbalarla hareketlendirilmiştir. Üzerleri beyaz veya renkli sıvanmış taş duvarlı, ahşap kapıdan mermer avluya geçilmektedir. İzmir evlerinin hemen hepsinde bir avlu bulunmaktadır. Bu avlu içerisinde eve girişi sağlayan merdivenler, duvarlarda nişler, avlu ortasında fıskiyeli havuz ve kuyular bulunuyordu. Çoğunlukla içe dönük, dışa kapalı olan bu evlerin bazıları harem ve selamlık olarak iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Bu evlerin ahşap saçakları, ahşap doğramaları, kirişleri ve payandaları bulunmaktadır. Zemin kat ile üzerindeki kat arasında çoğu kez ara katlar oluşturulmuştur. Evlerin belirli bir yüksekliğe kadar altları taştan, üst kısımları da ahşap karkastan yapılmıştır. Dolgu kısımlarında ve bölmelerde tuğlaya yer verilmiştir. Bu tür karkas sistemi depreme karşı bir önlemdir.

Evlerin birinci katları kış, ikinci katları da yaz şartlarına göre hazırlanmıştır. Çoğunlukla iki katlı olan ve dış sofalı plan düzeninin uygulandığı bu evlerde Başodalar ahşap payandalarla desteklenmiş, dışarıya doğru çıkıntılıdır. Ancak tümünde ışıklandırmaya ve havalandırmaya önem verilmiştir. Evler birbirlerinin görüntüsünü bozmayacak şekilde yapılmıştır.

İzmir’deki sivil mimari örneklerinin başında Uşakizadeler Köşkü gelmektedir. Beyaz Köşk veya Latife Hanım Köşkü olarak tanınan bu köşkü XIX. yüzyılda Uşakizade Muammer Bey’in babası Sadık Bey yaptırmıştır. Atatürk 14 Eylül 1922–27 Eylül 1924 tarihleri arasında bu köşke beş kez gelmiş ve kalmıştır. İzmir Göztepe semtinde eğimli bir arazide bulunan bu köşk üç katlı olup, geni bir bahçe içerisinde taş ve ahşap kaplamalı bir yapıdır.

XIX. yüzyılda yapılmış olan Halil Rıfat Paşa Köşkü, ana yapı ve müştemilat binasından meydana gelmiştir. İki katlı olan yapının yanında tek katlı müştemilat binası bulunmaktadır. XX. yüzyılın sonlarında orijinal durumuna uygun olarak restore edilen köşk TULOV Vakfı tarafından Kültür ve Eğitim Merkezi olarak kullanılmaktadır.

Alsancak Gar Binası İzmir-Aydın demiryolunun 1856’da hizmete girmesinden sonra 1858 yılında yaptırılmıştır. Gar binası tek katlı olup kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Dikdörtgen planlı olan yapı kırma çatı ile örtülüdür. Giriş holünün çevresindeki koridorlarda çeşitli odalar sıralanmıştır.

Basmane Gar Binası XIX. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Kesme taştan dikdörtgen planlı gar binasının orta bölümü üç katlı olup, burası istasyonun ana salonudur. Yapının üzeri kırma çatı ile örtülmüş, iki kenarın ortasına da üçgen alınlıklar yerleştirilmiştir. Böylece yapının düz cephe görünümüne hareketlilik sağlanmıştır. Yapı alt sırada dikdörtgen, üst sırada ise yayvan yuvarlak dizi halinde pencerelerle aydınlatılmıştır. Köşelere kesme taştan köşebentler oturtulmuştur.

Konak Meydanı’nda bulunan Hükümet Konağı 1868–1872 yıllarında yapılmıştır. XX. yüzyılın sonlarına doğru yanan bu yapı yeniden orijinaline uygun olarak yapılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nda önemli bir yeri olan bu binada Türk ordusunun şehre girmesi sırasında balkonda asılı olan Yunan bayrağı indirilerek yerine Türk bayrağı çekilmiştir.

Yapı kesme taştan iki katlı ve dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri kırma çatı ile örtülmüştür. Merdivenle çıkılan giriş dört sütunun taşıdığı üçgen bir alınlıkla dışarıya taşırılmıştır. Cephesinde iki sıra halinde altlı üstlü pencereler sıralanmıştır.

Hisarönü semtinde bulunan Eski Belediye Binası Kurtuluş Savaşı sırasında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin merkezi olarak kullanılmıştır. İzmir’in kurtuluşundan sonra Belediye Binası olarak kullanılmış 1997 yılından itibaren de TBMM Egemenlik Evi olarak İzmir’in kültür ve sanat merkezi olarak kullanılmaktadır.

Mithatpaşa Caddesi’nde 1925 yılında Y.Mimar Necmettin Emre’nin yapmış olduğu Türk Ocağı Binası Neo-Klasik üslupta bir yapıdır. İki katlı üzeri kubbeli olan yapı günümüzde İzmir Devlet Tiyatrosu olarak kullanılmaktadır.

Beyler Sokak’ta bulunan Salepçizade Konağı’nın selamlık bölümü İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin çalışmaları doğrultusunda 1912 yılında İzmir Milli Kütüphanesi’ne dönüştürülmüştür. Milli Kütüphane’nin yanındaki Elhamra Sineması 1922–1926 yıllarında yapılmıştır. Neo-Klasik üsluptaki bu yapı günümüzde İzmir Devlet Opera ve Balesi olarak kullanılmaktadır.

İzmir Muallim Mektebi’nin yapımına İzmir Valisi Rahmi Aslan Bey tarafından XX. yüzyılın başlarında başlanmış, Yunan işgali nedeni ile yapı tamamlanamamıştır. Yunan işgal komiserliği burada İonia Üniversitesi kurmak amacıyla yapıyı tamamlamıştır. İzmir’in kurtuluşundan sonra 1923 yılından itibaren Erkek Muallim Mektebi olarak kullanılmıştır. Muallim Mektebi’nin 1926 yılında Kızılçullu’ya taşınmasından sonra da burası İzmir Kız Lisesi olmuştur.

Yapı Neo-Klasik üslupta dikdörtgen planlı kesme taştan yapılmış, üzeri kırma çatı ile örtülmüştür. İki katlı olan yapının girişinde dört sütunun taşıdığı dışarıya taşkın merdivenli bir giriş bölümü bulunmaktadır. Yapı zeminden yüksek bir kaide üzerine oturtulmuştur. Cephe boydan boya iki kat sıra halindeki pencerelerle hareketlendirilmiştir.

İzmir yangını sırasında İzmir’in yarısı yanmış, dini ve sivil mimari örneklerinden çoğu da bu yangından kurtulamamıştır. Hacı Franco, Ermeni Mahallesi, Fransızların yaşadığı St. George Sokağı tümü ile yanmıştır. Bu arada İzmir Tiyatrosu, Sporting Kulüp, Kramer Palas, Poseidon, Haylayf, İzmir Palas, İtalyan Konsolosluğu, İngiliz Konsolosluğu, Bonmarşe, Sitein, Luvr, Şarm, Ektayolo gibi mağazalar, Atina, Selanik, Osmanlı bankaları, Amerikan Koleji ile okullar, ticarethaneler, kütüphaneler ve fotoğraf stüdyoları da yanmıştır.


Bergama Evleri

Bergama’da Türk döneminde yapılmış evlerin hemen hemen çoğunda Helenistik dönem evlerinin izleri görülmektedir. Bu evler dikdörtgen planlı, sütunlu avlulu ve dört yönden galerilerle çevrilmiştir. Günümüze gelebilen en eski Bergama evleri XVIII. yüzyılın sonlarına tarihlendirilmektedir.

Bergama evleri dış sofalı evler, iç sofalı evler olmak üzere iki ayrı grupta mütalaa edilmektedir. Dış sofalı evler XVIII. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilmekte olup, bunlarda iki cepheli direkli olan hayat kısmı bulunmaktadır. Bergama evlerinin odalarında biri büyük, diğeri de küçük olmak üzere pencereleri bulunmaktadır. Bazı örneklerde iki büyük oda arasında eyvan olarak da nitelendirilen alana küçük bir oda yerleştirilmiştir. Böylece hayat ve odalar tek dizili plan şeması göstermektedir. Büyük odaların girişleri pahlı, hayatın uzun cephesi de direklidir. Odaların iki kısa cephesi ise duvarla kapatılmıştır. Evin iki büyük odasında duvar kalınlığı içerisine dolaplar, yüklükler ve nişler yerleştirilmiştir. Hayatın bulunduğu yere de sedirler ve ocaklar yerleştirilmiştir. Aydınlatma ve havalandırma dış sofaya açılan pencerelerle yapılmıştır.

Bergama’da geleneksel Türk evleri arasında Sakız Tipi denilen evler de bulunmaktadır. Eski Hastane Caddesi’nde bulunan bu tür evlerin uzun cepheleri simetrik planlıdır. Ahşap panjurlu pencereler, ahşap cumbalar dikkati çekmektedir. Bu tür evlere örnek olarak Eski Hastane Caddesi ile Karaveliler Çıkmazı’ndaki Hacı Rıza Evi, Gazi Mahallesi’nde bulunan ev, Hacı İsmail Ağa’nın Konağı gösterilmektedir.

İç sofalı evlerde odalar sofanın iki yanına dizilmiş ve böylece iç sofalı plan tipi ortaya çıkarılmıştır. İklimden ötürü daha korunaklı olan bu evlerin iki cephesi sağır, odalar arasında kalan sofanın bir kenarı kapalı diğer yüzü de direklidir. Bu tip evlere örnek olarak Harputlu Hacı Mustafa Ağa Konağı, Şefik Evcimen Evi, Dr.Abdürrahim Bilimer Evi, Hacı Rıza Evi ile Akıncı Pansiyon gösterilmektedir.

Bergama evleri arazinin eğimine paralel olan yollar ve bunları birbirine bağlayan kısa yollar arasına yerleştirilmiştir. Çoğunlukla hımış tekniği uygulanmıştır. Bununla beraber Avrupa mimarisinin etkisinde kalınarak kâgir evler de yapılmıştır. Evlerin bodrum katları moloz taş, kaba taştan yapılmış üst katlarda taşların arasında yer yer tuğla kullanılmıştır. Bunların cepheleri bazen sıvanmış, bazen de sıvasız bırakılmıştır. Üst katların dış duvarlarında taş ve tuğlalar almaşık düzende örülmüştür. Bunların arasına da yer yer hatıl konulmuştur.

Bergama evlerinde geleneksel Türk evlerine özgü olan kırma çatılar ile ahşap saçaklara pek rastlanmamaktadır. Çatıların tümü alaturka kiremit ile örtülü olup, iki yana doğru eğimlidir. Cepheleri sıvanmamış evlerde çatılar çoğunlukla iki üç sıra tuğlanın birbiri üzerinden aşırtılması ile basit bir saçak yapılmıştır. Bazı örneklerde de dişli tasarımlara, konsollara yer verilmiştir. Bu çıkıntıların üzerine 12–25 cm. arasında değişen profilli silmeler veya ahşap saçaklar yapılmıştır. Evlerin kat silmeleri düz taştan veya yarım tuğladan silmelerle birbirlerinden ayrılmıştır. Diğer Anadolu evlerinden farklı olarak bezemeli çıkma ve balkonların altında dekoratif motiflerle bezenmiş dökme demir konsollar (paraçoller) bulunmaktadır. Bu destekler 4–5 adet olmak üzere belirli aralıklarla alt kısımlara yerleştirilmiştir. Evlerin sokak kapıları bir niş içerisine yerleştirilmiş ve bu niş bir söve ile çevrelenmiştir. Evlerin büyük çoğunluğunun bahçe kapıları demirdendir. Çift kanatlı büyük bahçe kapılarının bazıları yavru kanatlar halindedir. Doğrudan doğruya evin içerisine açılan sokak kapıları masif olup, üzerlerinde taşlığı aydınlatmak amacı ile demir parmaklıklı pencere boşlukları bulunmaktadır.

Evlerin pencereleri taş söveli olup, hepsi demir parmaklıklı veya kepenklidir. Bunların üzerlerinde bezemeli alınlık ve taş konsollara da yer verilmiştir. Bazılarında düz taş lento da görülmektedir. Zemin ve bodrum kat pencereleri bazen üst katlardakilerin benzeri, bazıları da yükseklik olarak üsttekilerden daha kısa ölçüdedir.

Bergama’da bu evlerin yanı sıra tek katlı ve Rum evleri de günümüze gelebilmiştir. Bunlarda giriş nişi cephenin bir köşesine yerleştirilmiş, birkaç basamakla çıkıldıktan sonra dikdörtgen planlı bir hole, oradan da L şeklindeki odalara geçilmektedir. İki katlı çıkmasız evlerde alt ve üst katlar birbirinin benzeridir. Bu evlerde cepheyi sınırlayan veya yalnızca giriş kapısını çevreleyen plasterler katları birbirinden ayıran kornişler bulunmaktadır.

Bergama’da dikkati çeken sivil mimari örneklerinden birisi de iki katlı Sakız Evleridir. Bu tür evleri diğerlerinden ayıran en tipik özellik ise düz ve yalın görünümlerine hareket veren çıkmalardır. Cumba veya balkon şeklindeki bu çıkmalar ev halkının dışarısını izlemesini sağlamaktadır. İki katlı balkonlu Sakız Evleri, iki katlı cumbalı Sakız Evleri gibi Bergama’ya özgü evler de bulunmaktadır.


Bornova Evleri

XIX. yüzyılın sonlarında ve Kurtuluş Savaşı öncesinde İzmir’de yaşayan yabancı koloniler ve tüccarlar çoğunlukla Buca ve Bornova’da yaşamayı tercih etmişlerdir. Bu nedenle de bu bölgelerde İngiliz, Fransız ve İtalyan mimarisinin özelliklerini yansıtan konutlar yapılmıştır. Bunlar İngiliz malikânelerinde olduğu gibi büyük bahçeler içerisindedir. Bahçelerinde de yabancı bahçe mimarisinin özellikleri görülmektedir. Bu evlerin başında Bornova’da Belhomme Evi, Peterson Köşkü, Murat Evi, Paggy Köşkü, Pandespanian Köşkü, Maltas Evi, Steinbuchel Evi, Chamaud Evi, Charlton Wittal Evi, Well House, Edmund Giraud Evi, Donald Giraud Evi, Kanalaki Evi, Aliotti Evi, Bari Evi gelmektedir.

Bu evlerden Belhomme Evi İngiliz Mimar Clark tarafından 1880 yılında yapılmıştır. Sonraki yıllarda Belhomme ailesine geçen köşk UNESCO’da görev yapan Helena Arman tarafından restore edilmiştir. Bu yapının restorasyonu Prof.Dr.Aysel Bayraktar tarafından yapılmıştır.

Oldukça gösterişli dış cephe mimarisine sahip olan bu evin merdivenle çıkılan ikinci katının girişi dört sütunun taşıdığı üçgen bir alınlıkla bir Yunan mabedini anımsatmaktadır. Günümüzde Bornova Belediyesi’nce Atatürk Kitaplığı olarak kullanılmaktadır.

Paterson Köşkü bugün Mustafa Kemal Caddesi üzerinde olup, İngiliz Tüccarlarından John Paterson tarafından 1859 yılında yapılmıştır. Geniş bir bahçe içerisindeki köşkün ayrı bir mutfak, hizmetkârlar bölümü ile seraları ve ahırları bulunmaktadır. Köşkün yapı malzemesinin büyük bir kısmı Avrupa’dan, özellikle İngiltere’den getirilmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında bir süre karargâh olarak kullanılmıştır.

Köşk 38 odalı olup, cephe görünümü zaman içerisinde değişikliğe uğramış, 1963 yılında bir süre halı atölyesi olarak kullanılmış, 1991 yılında da İzmir Valisi Kutlu Aktaş’ın girişimleri ile restore edilmiştir.

Fevzi Çakmak Caddesi ile Gençlik Caddesi’nin kesiştiği caddede bulunan Murat Evi, İngiliz ailelerinden Edvards tarafından 1880 yılında yapılmıştır. İzmir Büyük Şehir Belediyesi tarafından restore edilmiştir. İki katlı kesme taştan olan evin alt kat cephesi sütunlarla hareketli bir görünüme sokulmuş, üst katı da sıra halinde pencerelerle hareketlendirilmiştir.

Günümüzde Ege Üniversitesi Rektörlük binası olarak kullanılan Paggy Köşkü Fransız tüccarlarından Fontan d’Escalon tarafından 1800 yıllarında yaptırılmıştır. İki katlı olan bu köşkün cephe görünümü son derece hareketli olup, üniversite tarafından restore edilmiştir.

Ege Üniversitesi’nin sosyal tesisi olarak hizmet veren Pandespanian Köşkü, Pandespanian ailesi tarafından 1880 yılında yaptırılmıştır. Ege Üniversitesince restore edilen köşk üç katlı olup, alınlıklı çatısı ve hareketli pencereleri ile görkemli bir dış cepheye sahiptir.

Bornova’da Uzun Sokak’ta bulunan Maltas Evi La Fontaine ailesinden Geoffrey Maltas’ın eşi Audrey Maltas tarafından XIX. yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmıştır. Fransız mimari üslubunda olan bu yapı da hareketli cephe görünümü ile dikkat çekmektedir. Günümüzde Anaokulu olarak kullanılmaktadır.

Bornova Hürriyet Caddesi’nde bulunan Steinbuchel Evi İngili John Maltass tarafından 1860 yılında yapılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında kısa bir süre Atatürk tarafından karargâh olarak kullanılmış ve bu arada John Maltass’ın kızı Eugenie Wood da Türk ordusunca koruma altına alınmıştır. İngiliz mimari üslubundaki bu yapı da dış cephe görünümü ile dikkati çekmektedir.

Bornova Gençlik Caddesi üzerinde bulunan Charlton Whitttal Evi XIX. yüzyılda İngiliz Whittal Şirketinin kurucusu Charlton Whittal tarafından yaptırılmıştır. Daha sonra Giraud ailesine satılan ev bir süre Hollandalı rahibelerin manastırı olarak kullanılmıştır. Günümüzde Ege Üniversitesi Rektörlük Binası olarak kullanılmaktadır. Yine Bornova Gençlik Caddesi üzerinde bulunan Charton Whittal Evi XIX. yüzyılda yapılmış bir süre Bornova’da yaşayan İngiliz kolonisinin kulübü olarak kullanılmıştır. Günümüzde Ege Üniversitesi’nin kütüphanesidir.

Bornova Fevzi Çakmak Caddesi üzerinde bulunan Giraud Evleri, William Giraud tarafından 1860 yılında yapılmıştır. Türkiye’deki ilk tekstil fabrikasının kurucularından olan Giraud’un bu evi Venedik Konsolosluğu olarak kullanılmıştır. Aynı aileden Edmund Giraud’un Naldöken’de bulunan evi geniş bir bahçe içerisinde bulunuyordu. Gençlik Caddesi üzerindeki ev C.Ballian’ın ölümünden sonra Donald Graud’a satılmıştır. Günümüzde Ege Üniversitesi’nin mülkiyetindedir.

Bornova’da, Suphi Koyuncuoğlu İlköğretim Okulu’nun bahçesinde bulunan Kanalaki Evi İzmirlilerin prenses olarak isimlendirdikleri bir Rus kadın tarafından 1840 yılında yaptırılmıştır. Kaynaklardan öğrenildiğine göre Bayan Kanalaki Bornova’da yirmiye yakın bina ve golf sahası yaptırmıştır. Bu ev Rus sahiplerinin ölmesinden sonra uzun süre boş kalmıştır. Günümüzde Suphi Koyuncuoğlu İlköğretim Okulu’nun yönetim binası olarak kullanılmaktadır. 

Bornova Gençlik Caddesi üzerinde bulunan Aliotti Evi, Floransalı soylulardan Aliotti ailesi tarafından 1800’lü yıllarda yaptırılmıştır.

Ege Üniversitesi’nin girişinin yanında bulunan Barry Evi, Barry ailesi tarafından XIX. yüzyılda yaptırılmıştır. Günümüzde Ege Üniversitesi’nin lokali olarak kullanılmaktadır.

Bornova’daki yabancı kolonilerin evlerinden Charnaud Evi 1830’lu yıllarda yapılmıştır. Oldukça gösterişli olan bu ev XX. yüzyılın ikinci yarısında yol çalışmaları yüzünden yıkılmıştır. Bu evi Harold Charnaud 1919 yılında satın almış, Kurtuluş Savaşı sırasında da bir süre karargâh olarak kullanılmıştır.


Buca Evleri

İzmir ili Buca ilçesinde bulunan sivil mimari örneklerinden günümüze gelebilenler XIX. yüzyılda yapılmış olan eserlerdir. Bunların büyük bir kısmı XIX. yüzyılda İzmir’de ticari yaşamlarını sürdüren Avrupalı aileler ile konsoloslara ait yapılardır. Bunların yanı sıra benzerlerine Safranbolu, Kula ve Milas’ta rastlanan iki veya üç katlı Türk evleri de bulunmaktadır.

XIX. yüzyılın Başlarından itibaren İzmir’de iş merkezleri bulunan İngiliz, İtalyan, Fransız ve Rumların kendilerine özgü yaptırmış oldukları evler daha çok malikâne ve köşk niteliğindedir. Günümüze bunların büyük bir kısmı iyi bir durumda gelebilmiştir. Bu yapıların arasında George King Forbes, Gout, Prenses Borghese, Kont Dr. Aliberti, De Jongh, Dimostanis Baltacı Malikaneeri, tarihi İngiliz Protestan Kilisesi bulunmaktadır.

Buca’da sivil mimari örneklerinin bulunduğu Heykel Mevkii, bugünkü Belediye Binası çevresi ve Eğitim Fakültesi civarını kapsamaktadır. Bu tarihi yapıların bulunduğu 150 dönümlük alanın tarihi dokusunu koruma amacına yönelik İmar - Plan - Proje çalışmaları D.E.Ü. Mimarlık Fakültesi Şehircilik Bölümü tarafından yapılmıştır. Proje için Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan da onay alınmıştır.

Buca’daki Dutlu Sokak günümüzde Barış Manço Kültür Sokağı olarak isimlendirilmektedir. Burada Buca’nın iki ve üç katlı dışarıya cumbalı evleri iyi korunmuştur. Bu sokaktaki evler Buca sivil mimarisini en güzel şekilde yansıtmaktadır.

Buca’da XIX. yüzyılda yapılmış olan Rees Malikânesi yaşamları boyunca burada yaşamış olan Rees ailesi tarafından yaptırılmıştır. I.Dünya Savaşı sırasında İzmir Valisi Rahmi Bey tarafından bu malikâneye el konulmuş ve yatılı kız öğretmen okulu olarak kullanılmıştır. Günümüzde Buca Eğitim Fakültesi’dir.

Malikâne taş ve tuğladan yapılmış, üzeri sıvanmıştır. Yapının bazı bölümleri iki, bazı bölümü de üç katlı olup, iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Yan tarafında kule şeklinde ayrı bir bölüm bulunmaktadır. Cephe düzenindeki pencereler bir birlik göstermemektedir. Bazıları ince uzun yuvarlak kemerli, bazıları dikdörtgen söveli, çatı katındakiler de küçük kare pencerelerdir. Geniş bahçe içerisinde bulunan malikânenin üzeri kiremitli çatı ile örtülüdür.

Buca’nın en eski yapılarından biri olan Dimostanis Baltacı Malikânesi de XIX. yüzyılda yapılmıştır. Yüzyılın ikinci yarısında Yunan Milli Bankası tarafından satın alınmış ve kimsesiz çocuklar için kullanılmak üzere bağışlanmıştır. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra sahibi Rum olan bu malikâne mübadele hükümleri uyarınca Türk Hükümetine geçmiştir.

Malikâne içerisinde havuz ve heykellerin bulunduğu geniş bir bahçe içerisinde iki katlı bir yapıdır. Dikdörtgen planlı yapının üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Cephe görünümünde altlı üstlü iki sıra pencere bulunmaktadır. Bunlar dikdörtgen sövelidir. Ayrıca katlar silmelerle birbirlerinden ayrılmış ve bunlarla da cepheye hareketlilik kazandırılmıştır. Malikânenin girişi sütunlu olarak yapılmıştır. Buradan geniş bir salona geçilmektedir.

Günümüzde Buca Lisesi’nin bir bölümünü oluşturmaktadır.

Buca’nın en eski yapılarından olan De Jongh Malikânesinin 1800’lü yıllarda yapıldığı sanılmaktadır. Malikâneyi yaptıran De Jongh ailesi XX. yüzyılın başlarında Buca’dan ayrılmış ve malikâneyi de bir İtalyan işadamına satmıştır. Bundan sonra bahçesi bir süre İzmir’de Levantenlerin kurduğu Tenis kulübünün kortlarına dönüşmüştür. Daha sonraları yapılan eklerle sanatoryum olarak kullanılmıştır.

Yapı kesme taş, moloz taş ve tuğladan dikdörtgen planlı bir yapı olup, üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Tek katlı yapının altında dışa pencerelerle açılmış olan bir bodrumu bulunmaktadır. Yapının cephesi sütunlu bir revak şeklindedir. Zemin katın üzerinde aynı plan düzeninde bir de çatı katı eklenmiştir. Günümüzde Sosyal Sigortalar Kurumu mülkiyetindedir.

Buca’dak, Gavrili Konağı’nı Mimar Vafiyedis XIX. yüzyılın ikinci yarısında yapmıştır. Yakın zamanlara kadar Pengelli ailesinin yaşadığı bu konak moloz taş ve tuğladan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Cephesi tuğla frizler, pencere üzerlerindeki yarım daire kemer ve alınlıklarla hareketlendirilmiştir. Ayrıca cephenin ortası üçgen bir alınlıkla sona erdirilmiştir. Üzeri ahşap çatı ile örtülü olan konağın kemer alınlıklarında ve pencere altlarına rozetler yerleştirilmiştir.

XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyılın başında Russo Köşkü ise diğer yapılardan farklı bir mimari özellik yansıtmaktadır. Bu köşkte değişik mimari formlar ve motifler kullanılmıştır. İki katlı olan köşkün kısa kenarı üçgen alınlıkla sona ermekte olup, üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Evin sokağa bakan yan cephesi dışarı çıkıntılı, çatıya kadar yükselen cumba şeklindedir. Ayrıca kısa kenarın bir köşesine camekânlı balkon şeklinde bir başka cumba yerleştirilmiştir.

Buca’da Levantenlere ait malikâneler arasında en dikkat çekici örneklerden biri olan Forbes Malikânesinin 1908 yılında yaptırıldığı sanılmaktadır. Yapımından bir yıl sonra yanan malikâne 1910 yılında yeniden yapılmıştır. Forbes ailesinin buradan ayrılmasından sonra Whittall ailesi bu köşkte yaşamıştır.

Köşk kesme taş ve tuğladan dikdörtgen planlı olup, iki katlı olarak yapılmıştır. Giriş dört sütunun taşıdığı üçgen bir alınlık ile gösterişli bir konumdadır. Bunun yanında dikdörtgen planlı üç katlı kule şeklinde bir bölüm bulunmaktadır. Alt kattaki bölüm sağır nişli olup, üzerindeki iki bölüm dışarıya taşırılmış kornişlerle birbirlerinden ayrılmıştır. İnce uzun pencereleri ile cephesi oldukça hareketlendirilmiş, adeta küçük bir saray görünümünü almıştır.

Ormanlık bir tepe üzerinde bulunan köşk günümüzde SSK Hastane içerisinde iyi bir durumdadır.

XIX. yüzyılda yapılmış olan, Buca eşrafından Davut Farkoh’un Konağı dikdörtgen planlı, iki katlı İstanbul’daki konaklara benzer şekilde, karnıyarık plan türünde yapılmıştır. Ortadaki sofa etrafında odalar simetrik olarak sıralanmıştır. Cephe görünümünde üç kemerli ana girişi ile dikkati çekmektedir. Girişin üzerinde yine üç kemerli olarak bir balkona yer verilmiştir. Cephedeki pencereler ince uzun dikdörtgen söveli olup, yalnızca kemerli balkon içerisindeki pencereler yuvarlak kemerlidir.

Buca Belediyesi’nin hizmet binası olarak kullanılan bu konak günümüzde Buca Belediyesi Kültür Sanat Merkezi ve Kütüphane olarak kullanılmaktadır.

Buca’daki Papazlar Okulu’nun yapım tarihi ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber yapı üslubundan XIX. yüzyılın sonlarında veya XX. yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

İki katlı olan bu yapı üç bölümden meydana gelmiş, bölümler birbirlerinden kornişlerle ve silmelerle ayrılmıştır. İç plan düzeninde ise, sofaların çevresindeki koridorlara odalar yerleştirilmiştir. Moloz taş ve tuğladan yapılmış olan bina ahşap kırma çatı ile örtülüdür.

Buca’da zeytinlik alanda bulunan, günümüzde şehir içerisinde kalan Levantenlerden Hacı Andoniyadis’e ait olan kule evin ilginç bir mimarisi vardır. Halk arasında bu yapıya Kız Kulesi ismi verilmiştir. Geniş bir taban üzerine oturtulmuş, moloz taş ve tuğladan yapılmış konik formdaki bu yapının üst kısmına dıştan bir merdivenle çıkılmaktadır. Bunun üzerinde yuvarlak balkonu andıran bir teras ve konik bir çatı ile örtülü olduğu izlerden anlaşılmaktadır. Bu yapı Buca’nın kendine özgü mimari örneklerinden birisidir.


Çeşme Evleri

Çeşme evleri deniz kıyısında, Çeşme Kalesi’nin arkasına doğru uzanan alanda ve denize karşı sıralanmışlardır. Bu evler XIX. yüzyılın başlarından günümüze kadar gelebilmiş örneklerdir. Evlerin en başta gelen özellikleri ön bahçeleri olmayan ve bitişik düzende yapılmış olmalarıdır. Bu evlerde kapılar doğrudan doğruya önlerinden geçen sokağa açılmaktadır. Zemin katta sokağa bakan kepenkli pencereleri bulunmaktadır. Bazı örneklerde de zemin katlara dükkânlar yerleştirilmiştir.

Çeşme’nin sıcak bir iklime sahip olmasından ötürü evler dar sokaklar üzerinde sıralanmış ve böylece sıcağa karşı önlem olarak bu tip bir mimari uygulanmıştır. Evlerin pek azında yüksek duvarlı, gölgelikli küçük ön bahçeler veya avlular bulunmaktadır. Bununla beraber bu evlerin tümündeki ortak özellik arkalarındaki bahçelerdir. Evlerin girişleri ve avlu kapıları yuvarlak kemerlidir. Bazen de alt kat pencerelerinde yuvarlak kemerler kullanılmıştır.

Çoğunluğu iki kat, nadir olarak da üç katlı olan Çeşme evlerinin dükkânlı olanları merkezdeki çarşıda yoğunlaşmıştır. Bunlarda giriş katının bütünü dükkân olarak ayrılmış, yanlarındaki veya ortalarındaki kapıdan içeriye girilmektedir. Bazı evlerde dükkânların yerine çeşmeler yapılmıştır. Bu çeşmelerin üzerindeki kitabeler ve tarihler evlerin yapımı ile ilgili bilgiler vermektedir. Ayrıca Hıristiyan mahallelerinde ise evlerin alınlıklarına birer arma yerleştirilmiş ve bu armalar üzerine de yapım tarihleri yazılmıştır.

Bazı evlerin alt ve üstü mesken olarak kullanılmıştır. Bunlar kasaba merkezinin dışında kalan ve arkadaki tepelerde yapılmış evlerdir. Bu tür evlerin hepsinde de ortak özellik cephelerinin süslemeli oluşudur. Evlerin üst katlarında kendilerine özgü cumbalara yer verilmiştir. Bunlar ya evlerin ortasına ya da içerideki sofanın sonuna yerleştirilmiştir. Burada konsollara fazla ağırlık vermemek amacı ile daha hafif malzemeler kullanılmıştır. Köşe başındaki bazı evlerde ise dışarıya doğru 45 derecelik diyagonal çıkmalar yapılmıştır. Böylece bu çıkmalardan evin dışındaki üç taraf da rahatlıkla izlenebilmektedir. Bu cumbalar çoğunlukla üçgen alınlıklarla sona ermektedir. Cumbalar profilli taş konsollara, dökme demirden çıkmalara ve dövme demirden yapılmış payandalar üzerine oturtulmuştur. Bununla beraber bazı örneklerde cephe boyunca çıkmaların olduğu evler de görülmektedir. Özellikle köşe başlarındaki evlerde köşe dönüşleri yumuşatılmış, bunun için de köşe kırmaları yapılmıştır.

Çeşme evlerinde havalandırmaya büyük özen gösterilmiş, orta sofanın önü ve arkası tamamen pencerelidir. Çoğunlukla simetrik olarak yapılan evlerin bazılarına Sakız Tipi evler de denilmektedir.

Yapılanmada yumuşak köfeki taşından yararlanılmıştır. Evlerin bütünü taştan olduğu kadar, alt katları kâgir, üst katları ahşap karkaslı ve bağdadi sıvalı olanlar da görülmektedir. Bu tür yapıların döşeme kirişleri kalın ahşaptan ya da demir putrellerden yapılmıştır. Bunların üzerleri ahşap döşemelerle örtülmüştür. Evlerin giriş katlarında Malta taşından veya desenli karolardan avlular bulunmaktadır. Dış yüzeylerin çoğu sıvanmamış ve böylece taş işçiliğinin en güzel örnekleri burada sergilenmiştir. Bunun yanı sıra cepheleri sıvalı, kireç badanalı ve sarı ile yeşil renklerle boyanmış evler de görülmektedir. Genellikle de kapı ve pencere kenarlarının çivit rengi maviye boyanması da adet olmuştur. Bunun da nedeni halkın mavi boyalı yerlerden sivrisineklerin geçmediğine inanmalarıdır.

Cephede süslemelere geniş yer verilmiştir. Özellikle dar saçaklar, cumbalar, çeşitli çinko saç ve ahşap bordürlerle çevrelenmiştir. Bunların yanı sıra kabartma sıva ve kalem işi süslemelerine de yer verilmiştir. Ayrıca dövme demirden parmaklıklar, alçı tepe pencereleri, pencere üzerlerindeki ince taş plakalardan oluşmuş küçük gölgelikler ve saçaklar da Çeşme evlerinin başlıca özelliğidir.

Çeşme’nin Alaçatı Nahiyesi’ndeki evler de orijinal şekillerini koruyarak günümüze gelebilmiştir. Alaçatı evleri yöredeki diğer ilginç yapılanmayı göstermektedir. Günümüzde Çeşme’de görülemeyen mimari özellikler burada daha az bozulmuş olarak karşımıza çıkmaktadır. Alaçatı’nın en başta gelen özelliği de buradaki tepe üzerinde sıralanmış Yel Değirmenleridir. Günümüzde bu yel değirmenleri restore edilerek park içerisinde koruma altına alınmışlardır. Moloz ve kesme taştan, yuvarlak gövdeli olarak yapılan bu değirmenlerin içerisine yuvarlak kemerli bir kapıdan girilmektedir. Üzerleri de konik bir çatı ile örtülmüştür.


Foça Evleri

İzmir ili ilçelerinden Foça’daki ilk yerleşim MÖ. VI. yüzyılda başlamış, Klasik, Helenistik, Pers egemenliği, Makedonya Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerinden sonra XIII. yüzyılda Çaka Bey tarafından Selçuklu topraklarına katılmıştır. Beylikler döneminde Saruhan Beyliği yönetiminde kalan bu bölgeyi Fatih Sultan Mehmet 1455’te Osmanlı topraklarına katmıştır.

Foça 1867’de Manisa eyaletine bağlanmış, 15 Mayıs 1919–11 Eylül 1922’ye kadar Yunanlıların işgali altında kalmış, 11 Eylül 1922’de de Türkiye Cumhuriyeti tarafından işgalden kurtarılmıştır. Bu dönemde yapılan sivil mimari örneklerinden bazıları günümüze kadar gelebilmiştir.

Foça’da Prof.Dr.Ömer Özyiğit’in yapmış olduğu kazılarda Arkaik, Klasik, Helenistik ve Roma dönemlerine ait yerleşimler ortaya çıkarılmıştır. Bunların arasında MS. IV. Yüzyıl sonu ile V. Yüzyıl başlarına tarihlenen Roma dönemine ait bir villanın taban mozaikleri ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde bu mozaik İzmir Arkeoloji Müzesinde teşhir edilmektedir. Bunun yanı sıra Roma dönemine ait çeşitli yapıların temel kalıntıları da ortaya çıkarılmıştır.

Foça’da günümüze gelebilen sivil mimari örnekleri XIX. yüzyılın ikinci yarısına aittir. Osmanlı döneminden günümüze gelebilen evler deniz kıyısı ile arkasındaki yamaçlara kadar yayılmıştır. Bunlar bitişik düzende veya tek ev olarak bahçe içerisinde yapılmış evlerdir. Ayrıca Kule Evler diye tabir edilen evlere de rastlanmaktadır.

Yöredeki yerleşim toplu durumda veya dağınık olarak yapılmışlardır. Bazılarının yükseklikleri cephe genişliğinden daha fazla olmasından ötürü de Kule Ev olarak isimlendirilmişlerdir. Bitişik düzende yapılan evler sokağın iki yanında, karşılıklı olarak yapılmıştır. Bu tür evlerde ön bahçeler olmadığı gibi yapılar doğrudan doğruya sokağa açılmaktadırlar. Tek ev olarak isimlendirilen sivil mimari örnekleri ise geniş bir bahçe ortasında yer almıştır.

Evlerde yapı malzemesi olarak temellerde taş, üst katlarda da hımış kâgir ve ahşap kullanılmıştır. Bazı Rum evleri ise kâgir ve taş yapılardır. Bütün bu evlerin üzerleri ahşap çatı ile örtülüdür. Evlerin giriş katlarında mutfak, kiler ve depo gibi birimlere yer verilmiştir. Buradaki bir taşlıktan çıkılan merdivenle de karnıyarık düzeninde, sofanın çevresinde odalar sıralanmıştır. Bu odaların cepheye bakan kısmında çıkmalara oturtulmuş şahniş ve balkonlar dikkati çekmektedir. İlk bezemede ahşaba geniş yer verilmiştir. Ayrıca tavanlar, kapılar, yüklük ve dolap kapakları çeşitli motiflerle bezenmiştir.

Foça’da günümüze gelebilen sivil mimari örneklerinin en önemlilerinin başında Ağalar Konağı gelmektedir. Ancak 1992 yılında geçirdiği yangın sonucunda büyük ölçüde tahrip olmuştur. Atatürk 1933 yılında Foça’ya geldiğinde bu konakta kalmıştır.

Ağalar Konağı yığma taş zemin üzerine ahşap karkaslı olarak yapılmıştır. Dış görünüşü ile Batı Anadolu’da sık sık uygulanan Sakız Tipi ev özelliklerini taşımaktadır. İki katlı olan bu konağın ikinci katı çıkmalarla dışarıya taşırılmış ve buraya başodalar yerleştirilmiştir. Bu odaları taş destekler taşımaktadır.

Foça’da günümüze gelebilen ve iyi korunmuş üç yel değirmeni bulunmaktadır. Antik Çağdaki Kyble Kutsal alanının bulunduğu yerdeki bu yel değirmenleri XVIII.-XIX. yüzyıllara tarihlendirilmektedir.


Ödemiş Evleri

Ödemiş evleri daha çok tarım kültürünün meydana getirdiği yapılardır. Bu evler bahçe avlular ve sofalar ile çevresindeki odalardan meydana gelmiştir. Günümüze gelebilen XIX. yüzyıl evlerinde Türk mahalleleri ile ticaretle uğraşan azınlıkların evleri arasında bazı ayrıntılar bulunmaktadır. Azınlıkların evleri daha çok kâgir olarak yapılmış, cephelerde bezemelere yer verilmiştir. Cumbalı olan bu evlerin cephelerine sütun başlıkları, üçgen alınlıklar bitkisel ve hayvansal motifler işlenmiştir. Bu yapılar genellikle oldukça yüksek bir bodrum üzerindedir. Kapı ve pencere kanatları zemin katta madenden, üst katlarda da ahşaptan yapılmıştır. Gayrimüslimlerin mahalleleri belirli bir plan düzenine göre yapılmıştır.

Müslümanların mahalleleri ise dar ve çıkmaz sokakları ve duvarlardaki çeşmeleri ile ayrı bir görünümdedir. Ne yazık ki bu tür sivil yapıların imar adı altında yapılan çalışmalar sırasında bir kısmı yıkılmış, bir kısmı da özelliğini kaybetmiştir. Müslüman kesimindeki evlerin iki kanatlı demir kilitli, demir kabaralı ahşap kapıları bulunmaktadır. Evlerin dış yüzlerine Arapça yazılmış Maşallah yazıları görülmektedir.

Çoğunlukla bu evlerin bodrum katları bulunmamakta, zemin kata avludan girilmektedir. Evlerin bahçeleri çeşitli çiçeklerle, meyve ağaçları ile kaplıdır. Zemin katlarda kilerlere, depolara yer verilmiştir. Buradaki mutfak ve kilerin önünde bulunan taşlığa köşeli fıskiyeli bir de havuz yerleştirilmiştir. Bazı örneklerde bu havuzun karşısına gelen duvara da ayrı bir çeşme yerleştirilmiştir. Mutfağın yanında odunluk, duvarlarında raflar ve yöresel olarak oyma denen gözler bulunmaktadır. Buradaki taşlığın yan tarafından bir basamaklı merdivenle yapının önünü boydan boya kaplayan camekânlı bir odaya girilmektedir. Odanın bahçeye bakan pencerelerinin önüne sedirler konulmuştur. Ayrıca bu oda içerisinde de yüklük ve raflar bulunmaktadır.

Taşlıktan bir merdivenle üst katın sofasına çıkılmaktadır. Bu sofanın sokağa ve avluya bakan, üzeri kemerli kafesli pencereleri bulunmaktadır. Merdivenin karşısına gelen büyük oda misafirlere ayrılmıştır. Bu odanın tavanları ahşap işçiliğinin en güzel örnekleri ile süslenmiştir. Bu bezemelerde kündekâri tekniği uygulandığı gibi çeşitli geometrik motiflere de yer verilmiştir. Sofada, merdivenin arkasına gelen yönde de iki oda, tuvalet ve banyo bulunmaktadır. Bu odaların kapı, yüklük ve dolaplarında da ahşap işçiliği en güzel şekli ile yansıtılmıştır. Üst kat odalarında kapıların üst kısmı tek veya üçlü kemerlerle hareketlendirilmiştir. Sokağa bakan pencerelerde kafesler bulunmasına karşılık arka cephede bahçeye bakan pencerelerde ise kafeslere yer verilmemiştir. İki veya üç katlı olarak yapılmış olan bu evlerin üzerleri geniş saçaklı ahşap çatılarla örtülmüştür. Ödemiş evlerinin sokağa bakan cepheleri çoğunlukla sarı renkte badanalanmış, saçakların altına da siyah çerçeveler içerisinde genellikle mavi renkte bir friz çepeçevre evi dolanmıştır.

Ödemiş evlerinden günümüze gelebilenlerin büyük bir kısmı koruma altına alınmıştır. Bununla beraber Ödemiş sivil mimari örneklerini yansıtan evlerin büyük kısmı da açılan yollar, imar çalışmaları sırasında yıkılmıştır. Ödemiş Katırcılar Sokağı’ndaki evler 1970’li yıllarda yıkılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında adliye binası olarak kullanılan Hacı Mümtaz evi de yıkılanlar arasındadır. Ayrıca Akıncılar Mahallesi Kahramanlar Sokağı’nda Hüseyin Emmioğlu’na ait ev ile bugünkü İnönü İlköğretim Okulu’nun bulunduğu yerdeki konağı Ödemiş’in en tipik sivil mimari örneklerinden birisi idi. Bu evlerin yanı sıra Saraçoğlu Caddesi’nde bitişik nizamdaki evlerin bir kısmı ile Mustafa Çağlayan evi de yıkılanlar arasındadır.

Günümüzde Bozyakalı evi ile Uzun Sokak’taki evler XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başındaki sivil mimariyi yansıtan örneklerdir.


Birgi Evleri (Ödemiş)

Ödemiş’in Birgi bucağında günümüze gelebilen sivil mimari örnekleri bulunmaktadır. XV. yüzyılda Gazi Sasa Bey tarafından Bizans’tan alınan, önce Menteşeoğullarının sonra da Aydınoğullarının egemenliğine giren Birgi bu beyliklerin merkezi konumuna gelmiştir. Bu nedenle de Selçuklu mimarisini yansıtan, Aydınoğlu Mehmet Bey Camisi ve Türbesi başta olmak üzere yapılar burada bulunmaktadır. XVI. yüzyılda Osmanlının büyük ilim âlimlerinden Birgivi Mehmet Efendi’nin burada yaşamış olması kentin bilim, eğitim ve kültür yönünden bir merkez olmasını sağlamıştır.

Osmanlı dönemindeki kültürel bir merkez oluşu Birgi’nin mimarisini etkilemiştir. Ayrıca iklim koşullarının yumuşaklığı ve tarımsal yönetim ile yapılanmaya uygun topografya da mimariyi biçimlendirmiştir. Birgi XV.-XVII. yüzyıllarda kültürel alanda çok gelişmiş ancak, XVII. yüzyıldan sonra önemini yitirmeye başlamıştır. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Aydın Sancağına bağlanmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve savaş sonrasında da Yunanlılar tarafından tahrip edilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise büyük bir gelişim göstermemiştir. Bununla beraber Birgi’de Çakırağa, Sandıkoğlu ve Kerimağa konakları gibi büyük konutların yanı sıra sivil mimariyi yansıtan örnekler günümüze gelebilmiştir.

Birgi sivil mimarisi de yöredeki malzeme ile bağlantılıdır. Yakın çevreden kolayca elde edilebilen taş ve ahşap yapılarda kullanılmıştır. Ayrıca çatı örtüsünde kullanılan alaturka kiremidin yapımı için de elverişli olan killi toprak çevrede bulunmaktadır.

Sivil mimari örnekleri Birgi Deresi’nin doğu ve batısındaki yamaçlara yayılmıştır. Buralardaki eski mahalleler köprülerle birbirine bağlanmıştır. Doğu yamacının kuzeyinde bulunan Cami-i Kebir Mahallesi son derece gelişmiş sokakları ile Osmanlı kent dokusunun karakteristik örneklerini günümüze yansıtmıştır. Bu mahalle içerisinde çıkmaz sokaklar, dar sokakların çevresinde yüksek duvarlarla birbirlerinden ayrılan evlerde dış sofalı planlar yaygın olarak kullanılmıştır. Buradaki yapıların zemin katları taş, üst katları ise ahşaptan yapılmıştır. Zemin katlar pahlı köşeleri olan sağır duvarlardır. Evlere giriş iki kanatlı ve geniş ahşap kapılardandır. Evlerin alt katları ahşap hatıllı, yığma taş duvarlardan yapılmış, üst katlar ise tamamen hımış dolgulu ahşap karkastır.

Evlerin asıl plan şemaları üst katlarda görülmektedir. Üzeri örtülü veya açık olan sofanın bir, iki ve bazen de üç yönünde odalar sıralanmıştır. Bu odalara ana sofadan veya büyük evlerde ise yan sofalardan girilmektedir. Üst katlar çıkmalar, sofalar ve dışa yönelik kafesli pencereler ve bunların üzerini örten geniş saçaklı çatılarla dikkati çekmektedir. Türk evlerinin tipik örnekleri bu evlerde karşımıza çıkmaktadır.

Birgi’nin batı yamacındaki Kurtgazi Mahallesi eğimli ve dik sokaklardan oluşmuştur. Buradaki evler de diğer mahallelerdeki evlerle hemen hemen aynı plan düzenindedir. Kurtuluş Savaşı sonrasında yanan ve yeniden düzenlenen şehrin güney kesimindeki Cumhuriyet Mahallesi’nde yapılan evler geometrik plan düzeni ile diğer bölgelerden ayrılmaktadır. Bu bölgede daha mütevazı ve diğerlerinden farklı yapılar bulunmaktadır. Bununla beraber evlerin yapımında taş zemin katları ve ahşap malzemeler diğer bölgelerdeki evlerde olduğu gibi aynen kullanılmıştır.

Birgi’de günümüze gelebilen evlerden en tanınmışı XVIII. yüzyılın sonunda yapılmış olan Çakırağa Konağı’dır. Kendine özgü bir yapı olan bu konak üç katlı olup, iki yanı sokağa, bir yanı da bahçeye bakmaktadır. Evin yer katında mutfak, kiler, ambar ve ahır bölümleri bulunmaktadır. Taşlık biçiminde düzenlenen bu kat aynı zamanda bahçe ile bağlantılıdır. Giriş kapısının karşısındaki dik basamaklarla bir ara katına çıkılmaktadır. Buradaki alçak tavanlı odaların kış aylarında kullanıldığı sanılmaktadır. Ara kat sofasından bir merdivenle üst kata çıkılmaktadır. Bu katta boydan boya uzanan sofanın bir yanında iki büyük oda, bahçe yönünde de dışarıya çıkıntılı iki küçük oda bulunmaktadır. Odalar birbirlerine bitişik olmayıp, aralarına eyvanlar yerleştirilmiştir. Duvarları moloz taş, kerpiç, üst katlar ağaç çatkılı olup, sıva üzerine kalem işleri yapılmıştır. Bu kalem işleri konağın en belirgin özellikleridir. Burada barok ve ampir üslupta kitabeler, madalyonlar, çiçekli saksılardan oluşan motifler tekrarlanmıştır. Sofanın duvarları, pencere üzerleri raflarla doldurulmuştur. Tavan süslemeleri ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini sergilemektedir. Buradaki tavanlarda çarkıfelek, göbekler ve geometrik motifler bütün yüzeyi doldurmuştur.

Birgi evleri kentsel koruma kapsamı içerisine alınmıştır. Sit alanı olarak ilan edilen bu bölgede ÇEKÜL Vakfı da çalışmalar yapmakta ve korumaya yönelik yeni arayışlar içerisindedir. ÇEKÜL Vakfı, İzmir Valiliği, Birgi Belediyesi ve Mimar Sinan Üniversitesi iş birliğiyle Küçük Menderes Havzası içerisinde Birgi beldesinin kaybolmakta olan doğal ve kültürel zenginliğini koruma çalışmalarını 1997 yılından beri sürdürmektedir.


Şirince Evleri (Selçuk)

İzmir ili Selçuk ilçesine 7 km. uzaklıkta, deniz seviyesinden 350 m. yükseklikteki Şirince’nin ilk yerleşimi MS. V. Yüzyıla kadar inmektedir. Köyün dağlık ve savunmaya elverişli bir alanda olmasından, Efes ve Ayasuluk halkının zaman zaman zarar gördüğü sıtmadan uzak oluşu ve suyunun bol, toprağının bereketli, havasının da güzel oluşu bu yerleşimin kurulmasında başlıca etken olmuştur.

Bazı kaynaklarda köyün Aydınoğulları döneminde önem kazandığı belirtilmiştir. Yöredeki bir söylenceye göre; köyün ilk ismi olan Çirkince isminin bir grup halk tarafından derebeylerince azad edilmesinden sonra buraya verilmiştir. Derebeyinin kendilerine “yerleştiğiniz yer güzel mi” diye sorması üzerine “Çirkince” diye yanıt vermişler ve bundan ötürü de Çirkince ismi buraya verilmiştir. Bazı kaynaklarda da çevredeki kırka yakın kilise ve manastır bulunmasından dolayı da buraya Kırkınca denildiği belirtilmektedir.

Kurtuluş Savaşı öncesinde burada yaşayan insanların çoğu bağcılık ve şarapçılıkla geçinen Rumlardı. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra mübadele sırasında buradaki halk Yunanistan’a gönderilmiş, Selanik ve çevresinden gelen Türk halkı da buraya yerleştirilmiştir. İzmir Valisi Kazım Dirik bu mübadeleden sonra burayı ziyarete gelmiş, köyün muallimi Suat Bey’in yazıp bestelediği marş ile karşılanmış, buna duygulanan vali köyün ismini Şirince olarak değiştirmiştir.

Ünlü Yunan yazarı Dido Sotiriu da “Benden Selam Söyle Anadolu’ya” isimli kitabında Şirince’den ve buradaki yaşantıdan uzun uzun söz etmiştir.

Şirince’de günümüze gelebilen yapılar XIX. yüzyıla tarihlendirilmektedir. XX. yüzyılın ilk yarısında da bunlara yenileri eklenmiştir. Günümüzde yeni yapılanmalar yok denilecek kadar azdır. Yerleşim topografyaya uygun olarak yamaçlara yayılmıştır. Köyün batısında İstiklâl, doğusunda da İstihlas mahalleleri bulunmaktadır.

Oldukça geniş bir araziye, yamaca yayılan bu tarihi doku dar sokaklar, Arnavut kaldırımlar ve merdivenlerin çevresinde kurulmuştur. Evler çoğunlukla iki katlı olup, alt katları moloz taştan, üst katlar da hımış tekniğinde, kâgir olarak yapılmıştır. Dolgu malzemesi olarak kerpiç ve tuğlaya yer verilmiştir. Evler pencereler ve cumbalarla dışa yöneliktir. Balkonlar çekmeler üzerine oturtulmuştur.

Şirince evlerinde bodrum katlar mutfak, depo ve kiler olarak kullanılmıştır. Üst katlarda sofanın çevresinde iki veya üçlü odalardan oluşmaktadır. Bunlardan caddeye bakan oda başoda olup, en geniş olanıdır. Üzerleri alaturka kiremitle kaplı çatılarla örtülüdür. Evlerin bazılarında pencere kenarlarında, saçaklarda ve tavanlarda bezemelere rastlanmaktadır. Pencere kenarları ve saçaklarda çeşitli resimler ve kuş motifleri bulunmaktadır. Kapılarda maden işçiliğinin en güzel örneklerinden olan, başta Meryem Ana’nın eli olmak üzere çeşitli kapı tokmağı örnekleri dikkati çekmektedir.

Şirince’de günümüze gelebilen evlerden en önemlileri kâgir bir yapı olan Doktorun Evi ile yanındaki Hastane binasıdır. Günümüzde bu evlerin bazıları pansiyona dönüştürülmüş, çarşısı turistik amaçlı olarak yeniden düzenlenmiştir.

* Bizi Takip Edin

Son Mesajlar

SANAT TARİHİ RAPORU Gönderen: Sedatt
[17 Eylül 2020, 16:27:30]


Ynt: Yetistirilmek üzere yeni mezun elemanlar Gönderen: Melikar
[17 Eylül 2020, 03:52:29]


Ynt: Acil yardım Gönderen: ayselein
[16 Eylül 2020, 22:24:48]


Ynt: MİMAR-RESTORASYON UZMANI Gönderen: suleeyildiriim61
[16 Eylül 2020, 15:59:25]


Sanat Tarihi Raporu Gönderen: gafsa
[16 Eylül 2020, 14:40:22]


Altın varak, kalemişi, restorasyon Gönderen: gafsa
[16 Eylül 2020, 14:38:37]

SimplePortal 2.3.7 © 2008-2020, SimplePortal