Merhaba

Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Aktivasyon epostanız mı yok?

Gönderen Konu: İzmir Kale ve Şehir Surları  (Okunma sayısı 4986 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

kiraze
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 23
  • Cinsiyet: Bayan
İzmir Kale ve Şehir Surları
« : 27 Ocak 2009, 23:02:32 »
Kadifekale (Merkez)

İzmir Körfezi’ne hâkim, şehrin güneyinde bulunan 186 m. yüksekliğindeki Pagos Dağı eteklerinde bir tepe üzerinde bulunan kale ilk defa MÖ.334 yılında Anadolu’yu Pers egemenliğinden kurtaran Makedonya Kralı Büyük İskender’in (MÖ. 356–323) isteği ile yapılmıştır.

İskender’in komutanlarından Lysimachos’un İmparator’un emri ile yaptığı bu kalenin bulunduğu yerde daha önce bir Leleg yerleşmesi olduğu Antik kaynaklarda belirtilmektedir. Bununla beraber burada yapılan kazılarda bu iddiayı kanıtlayacak herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır.

Tarih boyunca İzmir çeşitli saldırılara uğramış bu yüzden de şehrin surlarla kuşatılmasına gereksinim duyulmuştur. Bu nedenle de Kadifekale’de izleri ile karşılaşılan, Akropolden bugünkü Basmane semtindeki Sart yoluna ve Eşrefpaşa’daki Efes yolundan denize kadar uzanan iki sur yapılmıştır.

Kale Roma döneminden sonra Ortaçağda Timur orduları tarafından 1402’de tahrip edilmiş, bunu İzmir’deki 1668 yılında olan deprem izlemiştir. Kaleden günümüze pek az kalıntı gelebilmiştir. Günümüze gelebilen kalıntılar daha çok Ortaçağ’a aittir. Ortaçağ kale duvarlarının altında yapılan araştırmalarda ise Helenistik döneme (MÖ. 330-MS. 20) ait duvar kalıntıları ile karşılaşılmıştır.

XIX. yüzyılda İzmir’e gelen gezginlerin sözünü ettiği bu kalenin büyük bir bölümü ortadan kalmıştır. Günümüze gelen kalıntılardan kalenin moloz taş, kesme taş ve tuğladan yapıldığı anlaşılmaktadır.

Kadifekale’den günümüze yalnızca kalenin batısındaki beş kulesi ile güneyindeki duvarlarından bir bölümü ayakta durmaktadır. Bunlara dayanılarak kalenin uzunluğunun 6 km. olduğu ve sur duvarlarını destekleyen kulelerin 20–35 m. yüksekliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Kalenin bunun dışında kalan doğu ve kuzey kısımları tamamen yıkılmıştır. Kale içerisinde ise bir dehliz ve bir de su sarnıcı kalıntısı görülmektedir.

Sarnıç moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Üzeri toprak dolgu olan sarnıcın içerisi birbirleri ile tuğladan yuvarlak kemerli payelerle bölümlere ayrılmıştır. XX. yüzyılın ikinci yarısında yapılan kazılar sonucunda sarnıcın bütünü iyi bir durumda ortaya çıkarılmıştır.

Kadifekale surlarının bir bölümü Çelebi Mehmet tarafından yıktırılmıştır. Yalnızca doğu yönündeki surlardan rektangonal (çok iri taşlar) parçalardan bir iki adedi Basmane Garı’ndan Tilkilik’e uzanan ve Altınpark’a giden yolun başında görülmektedir.


Pergamon Surları (Bergama)

İzmir ili Bergama ilçesinde akropolü kuşatan surlar MÖ. V.-IV. yüzyılda yapılmıştır. Antik Pergamon şehri kurulurken yerleşimin topografyası göz önüne alınmış, engebeli yerleşim alanları teraslarla düzleştirilmiştir. Akropol 275 m. yüksekliğinde bir tepe üzerinde kurulmuş olup Pergamon Kralları Attaloslar kenti iki ayrı sur ile çevirmişlerdir.

Surların yapımında buradaki dağdan çıkarılan ve işlenmesi çok kolay olan gri-mavi renklerde Andezit taşı kullanılmıştır. Bu taşların yüzleri de düzgün biçimde yontulmuştur. Surlar dikdörtgen taş bloklarından oluşmuş ve harç olmadan kendi ağırlıkları ile birbirlerinin üzerine demir zıvanaların tardımı ile oturtulmuştur. Attaloslar devrinde yapılan bu surlar II. Eumenes döneminde kentin güneye doğru yayılması ile genişletilmiştir. MS. II. yüzyılda, Roma döneminde Helenistik dönem surları moloz ve kaba taş ile tuğladan oluşan yeni sur duvarları ile tamamlanmıştır. Bizans döneminde bunlara yeni eklemeler yapılmış olup, bugün akropolün kuzeyinde Bizans’ın tuğla ve taş örgü tekniği ile yapılan surlarının bir bölümü açıkça görülmektedir.

Bergama surlarının bulunduğu akropol aynı zamanda bir kale görünümündedir. İçerisindeki mabet ve diğer yapıların yanı sıra kentin korunmasına yönelik silah depoları akropolün kuzeyinde yer almıştır. Kalenin güney yönüne ovadan çıkılması olanaksız olduğundan buraya ince uzun, yan yana bitişik odalar halinde depolar yapılmıştır. Bu depoların üst kısımları ahşap, alt kısımları da taştandı. Burada yapılan kazılarda Andezit taşından yapılmış değişik büyüklükte mancınık gülleleri bulunmuştur.


Çeşme Kalesi (Çeşme)

İzmir ili Çeşme ilçesinde deniz kıyısında bulunan kaleyi Sultan II. Beyazıt zamanında, 1508 yılında, Aydın Valisi Mir Haydar tarafından Mimar Ahmet oğlu Mehmet’e yaptırmıştır. Bazı kaynaklarda kalenin XIV. yüzyılda Cenevizliler tarafından ilk defa yaptırıldığı yazılı ise de bunu belirten herhangi bir kaynağa rastlanmamıştır. XVII. yüzyılda Çeşme deniz savaşı burada olmuş, kale tahrip edilmiş ve XVIII. yüzyılda restore edilmiştir.

İlk yapılan kale deniz kıyısında idi. Sonraki yıllarda denizin doldurulması ile kale denizden kısmen uzaklaşmıştır. Kale kesme taştan yapılmış olup, ikisi sırtlarda bulunan dört burçlu bir kaledir. Kalenin h.914 (1508) tarihli kitabesi günümüze gelebilmiştir.

Kitabe:

“Hisar-ı Aynı cedid kıldı bünyad
Müverrih dedi tarihin hoş âbâd”.

Bu kitabedeki hoş âbâd sözcüğünün harfleri ebced hesabına göre h.914’ü göstermektedir. Ayrıca kitabenin altında da rakamla h.914 (1508) tarihi yazılıdır.

Evliya Çelebi bu kale ile ilgili Seyahatnamesi’nde bilgiler vermektedir:

“Çeşme kalesi denizin dudağında bir alçak kaya üzerine yapılmıştır. Batı tarafı deniz, doğu tarafı bayırlı bir sahra ve dağlardır. Dağların üstleri tamamen bağdır. Kalenin içindeki bütün evler, batı tarafında, Sakız Adası’na ve denize bakan yerlere yapılmıştır. Elli kadar olan bu evlerin damları toprak örtülüdür. Kalenin dizdarı ve 185 kale muhafızı erler bu evlerde otururlardı. Dört köşeli kalesi safi taştan yapılmış çok güzel hoş âbâdır. Kale doğudan batıya doğru uzunca yapılmıştır. Uzunluğu yokuş aşağı hendek kenarınca 200, eni 150 adımdır.

Kalenin çepeçevre yüzölçümü 700 adımdır. Üç tarafı derin ve büyük hendektir. Lâkin batı tarafını teşkil eden kayaları deniz dövdüğü için burada hendek yoktur. Kalenin kıbleye bakan çok sağlam demir kapısı varoşa açılır. Kapı önünde hendeğin üstünde zemberekli bir asma köprüsü vardır. Bu kapıdan sonra içeride bir kat demir kapı daha vardır. İç Kaleye iki kapıdan girilmiş olur. İkinci kapı kuzeye açılır. Bu kapının üzerinde Sultan Beyazıt Veli’nin fevkâni camii vardır. Venedik gemileri buraya gelmiş, kaleyi boş bulmuş ve işgal etmişlerdi. Kalenin demir kapılarını camiinin altın âlemlerini almışlar ve kaleyi yer yer yıkarak savuşup gitmişlerdi. Sonra padişahın fermanı ile Ak Mehmet Paşa Sakız Adası muhafızı iken bu çeşme kalesini tamir etmiş bir ak inci haline getirmiştir. Bu sırada camiyi esaslı bir şekilde tamir ettirmiş, altın âlemlerle süslemiştir. Kale kapılarını da 50’şer kantar ağırlığında yeniden demirden yaptırmıştır. Hendekleri 20’şer arşın derinleştirmek sureti ile temizlettirmiştir. Kalenin deniz tarafına bakan yerine iki büyük tabya yaparak her birine balyemez topu yerleştirmiştir. Mahzenlerini de binlerce kantar siyah barutla doldurmuştur.

Kalenin kaçan muhafızlarının gelirlerini keserek yeniden muhafızlığa tayin etmiştir. Kale böylece çok sağlam olmuş, yeniden can bulmuştur. Fakat cami henüz kiremit örtülüdür. Ama kale inci gibidir. Bembeyaz kuğu gibi tepeye kurulmuştur. Bir defa kaleye saldırmak isteyen küffarın kapudane gemisi kaleden atılan bir topla suyun dibine batmıştır. Bundan sonra küffar gemileri bir daha çeşmeden sulanmaya tövbe etti. Mağlup ve perişan dönüp gitti. Sonra sömbeki dalgıçları batan düşman gemisinden birçok para, cephane, iki yatırtma tunç top ve daha başka toplar çıkardırlar. Bütün toplarla çeşme kalesini zenginleştirdiler. Allah evvelce düşmanın kaleden aldıklarının on mislini ihsan etmiş oldu.

Çeşme Kalesinin çok güzel limanı vardır. Bütün büyük Barca ve Karavala kalyonlar burada yatarlar. Zira bu liman gayet iyi demir tutar. Çok güzel yatak limandır. Fakat batı ve karayel ve yıldız rüzgârlarından sakınmak gerektir. Böyle havalarda demir atarken dikkat etmek lazımdır. Zira limanın ağzı bu üç rüzgâra karşı açıktır. Bu rüzgârlar burasını çok şiddetli tutar ama hamis rüzgârından çok emindir. Bir mürsel paresi (gemi) ip ile bir kalyon yatsa korkulmaz.”

Sonraki yıllarda kaleye bir takım ekler yapılmış, antik yerleşim alanlarından taşlarla takviye edilmiştir. Çeşme Kalesi günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı yönetiminde 1965 yılında müze konumuna getirilmiştir. Müzede teşhir edilen eserlerin büyük çoğunluğu İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi’nden getirilen ateşli ve kesici silahlardan oluşmaktadır. Başlangıçta Kale Müze olan bu yapı çevredeki 1964 yılından beri kazısı devam eden Erythrai (Ildırı) antik kentinden getirilen buluntu ve kalıntılarla arkeoloji müzesine dönüşmüştür.

Günümüzde Türkiye’nin Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nden sonra ikinci sualtı müzesidir. Ayrıca her yıl düzenlenen Uluslararası Çeşme Müzik Yarışması Çeşme Kalesi’nde yapılmaktadır.


Beş Kapılar Kalesi (Foça)

İzmir ili Foça ilçesinde bulunan bu kalenin Doğu Roma İmparatoru Michael Paleologos tarafından 1275 yılında Cenevizli Manuel Zacharna’ya verildiği kaynaklardan öğrenilmektedir. Cenevizliler de kaleyi onarmıştır.

Kalenin yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber XI. Yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Kesme taştan yapılan kale dikdörtgen planlı olup, köşelerindeki dikdörtgen kulelerle desteklenmiştir. Kale içerisinde Bizans döneminde yapılmış yapı kalıntıları bulunmaktadır.




Dış Kale (Foça)

İzmir ili Foça ilçesinde bulunan bu kalenin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı konusunda yeterli bilgi bulunmamakla birlikte 1698 yılında, Osmanlı döneminde yaptırıldığı bilinmektedir.

Deniz kenarında bulunan kale kesme ve moloz taştan yapılmıştır. Denizi kontrol amaçlı olarak yapılan bu kalenin içerisinde Osmanlı dönemine ait hamam kalıntıları bulunmaktadır. Kale günümüzde çok harap durumda olup, duvar kalıntılarından bir kısmı ayakta kalabilmiştir.

Temnos (Görece) Kalesi (Menemen)


İzmir ili Menemen ilçesinde Hasanlar ve Görece köyleri arasında bulunan bu kalenin yapım tarihini belirten herhangi bir belgeye ve kitabeye rastlanmamıştır. Roma döneminde MS. II. Yüzyılda deprem sonucu büyük hasar görmüş olup, kaleden günümüze sadece bazı temel kalıntıları gelebilmiştir. Kalenin bulunduğu yerde arkeolojik araştırma yapılmamıştır.


Yeni (Sancakburnu Kalesi) Kale (Menemen)

İzmir ili Menemen ilçesinde bulunan Sancak Kale’yi Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa yaptırmıştır. Sadrazam, Dergâh-ı Ali Kapıcıbaşısı Gevezezâde Ağa’yı denetiminde buradaki grubunun yapımında görevlendirmiştir. Günümüzde alüvyonlarla dolmuş olan bu bölgedeki kale körfezin iç kısmına girecek gemileri korumak amacı ile yapılmıştır.

Kalenin yapımında antik çağda yapılmış olan tiyatronun kesme taş blokları kullanılmıştır. Kale kare planlı olup, içerisinde kaynaklardan öğrenildiğine göre kale dizdarı ile 200 asker görevlendirilmiştir. Bu kaleye Sancakburnu Kalesi denilmesinin nedenini Evliya Çelebi şöyle anlatmaktadır:

Yabancı gemiler İzmir Körfezi’nin iç bölümüne girerken Osmanlı Hükümeti’ne gösterilen saygının nişanesi olarak direklerine beyaz bayrak çekiyorlarmış. O dönemde Osmanlı’nın tümünü kaplayan bir bayrak olmadığından direğine o devletin bayrağını çekmesi yerine bu beyaz bayrağı çekiyorlarmış.

Kale 1688 yılı depreminde yıkılmıştır. Bundan sonra birkaç kez onarılmış, 1828 yılında İzmir Ayanı Mansurizâde Emin Efendi kaleyi yeniden onarmış, tabyalar yaptırmıştır. Bu kalenin yapımı İzmir’in gelişmesini de etkilemiştir. Kale ile İzmir’in liman işlevi güvence altına alınmıştır. Sonraki yıllarda çevresine han, dükkân ve çarşılar yapılmıştır.

Sancakburnu Kalesi 1914–1918 yıllarında İngiliz donanması tarafından iki kez top ateşine tutulmuştur. Burada ölen subay ve erler Narlıdere Şehitliğinde gömülüdür.

Kaleden günümüze pek az kalıntı gelebilmiştir.



Ayasuluk Kalesi (Selçuk)

İzmir ili Selçuk ilçesinde St. Jean Bazilikası ve İsa Bey Camisi’nin bulunduğu Ayasuluk Tepesi’nde bulunan kale VII.-VIII. yüzyıllarda Arap akınlarının yörede etkili olması üzerine Bizanslılar zamanında yapılmış ve şehir koruma altına alınmıştır. Bu nedenle de St.Jean Kilisesi’nin bulunduğu alanın çevresi 20 kule ve onları birbirine bağlayan surlarla çevrilmiştir. Selçuklular ve Osmanlılar da bu kaleyi onarmış ve daha güçlendirerek kullanmışlardır.

Kesme taş ve moloz taştan yapılan kale ve surların Ephesos antik kentine yönelik bir de görkemli bir kapısı bulunmaktadır. Bu kapıdan içerisine girilen kilisenin duvarlarında ise Troia kahramanlarından Achileus’un yaşamı ile ilgili bir friz bulunuyordu ki bu friz günümüzde Abbey Galeri’sinde bulunmaktadır. Kapıdan sonraki Atrium 34.70x47.00 m. ölçüsünde olup, arazi konumu buradaki duvarların yükseltilmesi ile giderilmiştir.

Kalenin anıtsal giriş kapısı dışında biri güneyde, diğeri de batıda olmak üzere iki giriş kapısı daha bulunuyordu. Kalenin ana giriş kapısı yöredeki Roma yapılarından alınmış taşlarla yapılmıştır. Surlar on beş burçla sağlamlaştırılmış olup, günümüzde büyük bir bölümü restore edilmiştir.


Ephesos (Efes) Surları (Selçuk)

İzmir ili Selçuk ilçesinde bulunan antik Ephesos kenti surlarını Strabon MÖ.300 yıllarında Lysimakhos tarafından yaptırıldığını belirtmiştir. Helenistik dönem surlarının en iyi biçimde günümüze gelebilen bu surlardaki işçilik ve koruma yöntemleri oldukça ileri düzeydedir. Arazi konumuna uyum sağlayarak batıdan denize doğru alçaldıktan sonra küçük bir tepenin üzerinde bulunan kuleye ulaşılmaktadır. Kaynaklarda St. Paulos Hapishanesi olarak isimlendirilen bu kule diğerlerinden farklı olarak stratejik yönden özellik taşımaktadır. Burada bulunan bir kitabeden de kulenin bulunduğu bu yerin Astyages Tepesi olarak isimlendirildiği de öğrenilmektedir.

Buradaki surların kapıları arasında en tanınmış olanı da Koresos Kapısı ile Meryem Ana yolu üzerindeki Magnesia Kapılarıdır. Bunlardan Magnesia Kapısı MÖ. 300’de yapılmış, daha sonra İmparator Vespasianus döneminde (MS. 59–79) üç ayrı kemerli bir giriş şeklinde anıtsal bir görünümde yapılmıştır. Bu kapıdan çıkan yol bir yandan Ephesos’un 30 km. güneydoğusundaki Magnesia antik kentine ulaşırken diğer yandan da Panayır Dağı’nı çepeçevre dolaşmaktadır.

Surlar Helenistik dönem özelliklerini yansıtacak biçimde kendi ağırlıkları üzerine oturan ve demir zıvanalarla birbirlerine bağlanan büyük taş bloklardan meydana gelmiştir. Helenistik dönemde yapılmış olan kapının iki yanında dikdörtgen planlı iki yüksek kule bunların arkasında da bir avlu bulunuyordu. Bu avludan sonra da ikinci bir kapı ile Ephesos kentine giriliyordu. Buradaki meydan gri renkli büyük taş bloklarından meydana gelmiştir. Kapının önündeki meydanda kentin önemli kişilerine ait olduğu sanılan mermer lahitler bulunmuştur.


Keçi Kalesi (Selçuk)

İzmir ili Selçuk ilçesine 9 km. uzaklıktaki Alaman Dağı’nda 300 m. yükseklikte bulunan bu kaleye çıkışın çok güç olmasından ötürü Keçi Kalesi ismi verilmiştir. Kızılhisar diye de anılan bu kale Menderes Ovası’na hâkim bir noktada Sardes yolunu kontrol altında tutan bir gözetleme ve kontrol kalesi niteliğindedir. Tarihi kaynaklarda bu kalenin Helenistik dönemde, daha sonraki Roma ve Bizans dönemlerindeki ismine rastlanmamıştır.

Kale Helenistik dönemde (MÖ.300-MS.20) yapılmış, daha sonra Roma, Bizans ve Selçuklular tarafından da kullanılmıştır.

Kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılan kalede yer yer moloz taş ve tuğla da kullanılmıştır. Duvar örgüsünde Bizans döneminde kireç harcı kullanılmıştır. Kale iç ve dış kale olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Giriş kapısının iki yanına dikdörtgen planlı kuleler yerleştirilmiştir. İç kalenin kuzeyinde depolar bulunmaktadır.


Metropolis Kalesi (Torbalı)

İzmir ili Torbalı ilçesi, Yeniköy ve Özbey köyleri arasında ovaya hâkim bir tepede bulunan Metropolis antik kentinde ilk yerleşim Helenistik dönemde başlamıştır. Roma ve Bizans döneminde daha da gelişen şehirdeki antik yapılar tiyatro ve kalesi günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir. Buradaki kale Helenistik çağda yapılmış, Bizans döneminde Arap akınlarına karşı önlem olarak daha güçlendirilmiş ve genişletilmiştir. Kalede İzmir 9 Eylül Üniversitesi tarafından kazı çalışmaları yapılmıştır.

Kale kesme taş ve moloz taştan yapılmış olup, yerleşim alanının büyük bir kısmını çevreleyen surlarla desteklenmiştir. Duvar örgülerinde antik yapılara ait mimari parçalar ve heykeller kullanılmıştır. Kale dikdörtgen planlı olup burçlarla desteklenmiştir. Büyük kulenin kuzeydoğu köşesinde büyük taş blokları ile savunma tesisleri kurulmuştur. Buradan da anlaşılacağı gibi Bizans döneminde yapılan ilavelerle Bizans kalesi Helenistik surlarla birleştirilmiş ve kuzeye doğru yöneltilmiştir.

Kale içerisinde çeşitli yapılara ait tonozlu galeriler bulunmaktadır. Kale çevresinde çok sayıda seramik, küpe, sikke, bronz eser, cam, toprak ve seramik eşya bulunmuştur. Kente adını veren Ana Tanrıça'ya ait kült mağarası üzerine yapılan araştırmalar ve Metropolis'teki kazı çalışmaları Prof.Dr. Recep Meriç başkanlığında halen devam etmektedir.

kaynak : www.kenthaber.com